1 Aralık 2009 Salı

PATARA – LETOON - AKDAĞ(GÖMBE) 3.024 M. - ANTALYA

12-13 Kasım 2011 Tarihlerinde Zirve Dağcılık İzmir Klübümüzün Fethiye Şubesi ile ortak düzenlediği AKDAĞ(GÖMBE)3.024 M. - Elmalı-ANTALYA etkinliğine katıldım. Sevgili Zeki
VAROL rehberliğinde Serpil-Ülkü SEVGİ, Selda KETENCİ, Şule DEĞERLİ, Yalçın KARACA, Eyüp KARAMAN,  Vardar ACAN, Selbilet YILDIRIM, Metin ÖZEL ve ben toplam 11 Kişi 11.11.2011 Cuma gecesi saat 24.00’de İzmir’den hareket ettik.
Rahat bir yolculuktan sonra saat 05.00 sıralarında Kalkan’a indik. 
Kahvaltı yapacağımız Nur Pastahanesi saat 07.00’de açılacağı için 2 Saat arabada uyumaya devam ettik. 
Nur Pastahanesi’nin güzel börek ve poğaçaları ile kahvaltımızı yaptıktan sonra, saat 08.30 Sıralarında Pydnai Antik kentinin bulunduğu Karadere Köyü mevkiine gelerek, 7-8 Km.’lik Patara Kumulu etabını, yaklaşık 1,5 Saat gibi hızlı bir tempo ile yürüyerek Saat 10.00 Civarında Letoon Kutsal Alanı’na geldik.  Likya Yolu’nun 2. Etabı olan Gey(Yedi Burunlar) ile Kalkan arasında kalan bu bölgeyi, daha önce (geceye kaldığımız için) pas geçmek zorunda kalmıştık.
Mitolojiye göre tanrıça Leto, tanrı Zeus’dan olan ikiz çocukları Apollon ve Artemis’i, Zeus’un kıskanç karısı Hera’nın gazabından kaçırarak buraya getirir. Ancak halk Hera’nın gazabından korktuğu için Leto’yu istemez. Bu duruma çok sinirlenen Leto bütün halkı kurbağaya çevirir. Bizler de kurbağaya dönüşmemek için hızlı bir şekilde Letoon Kutsal Alanı’nı gezip(yaklaşık 25 dakika), Likya birliğinin başkenti olan Patara Ören Yerine geldik. Saat 13.00’de Fethiye’den gelen arkadaşlarla Gömbe’de buluşacağımız için hızlı haraket ediyoruz. Gideceğimiz yaklaşık 50-60 Km. bol keskin virajlı, dar ama asfalt yayla yolumuz var. Yaklaşık 0’dan 1.250 M.’ye yükseleceğiz.
Saat 11.15 sıralarında çok iyi korunmuş, görkemli Roma Zafer Takı’nın yanından geçerek restorasyonu Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yaptırılan, Anadolu da demokrasi bağlamında, antik dünyanın en büyük ve en mükemmel Likya Birliği Meclis Binası’nın yanına geldik. Basından takip ettiğim kadarıyla restorasyon tamamlandığında tüm dünyada ki meclis başkanları davet edilerek burada bir toplantı yapılması planlanmakta. 
Tiyatro’nun yanından geçerek, meclis binasının üst tarafına çıktık. Buradan Patara kumulunun yürüyerek doldurduğu iç liman bölgesini, kıyıdan yaklaşık 500 Metre içeride kalmış Deniz Feneri’ni, Liman Hamamı kalıntılarını, Roma Zafer Tak’ını, başta tahıl olmak üzere zeytinyağı-şarap gibi maddelerin depolandığı Granarium’u, Kent Bazilikasını gözlemledik. 
Anadolu’muz da ki en geniş ve en iyi korunmuş, İç Limanı güneyde ki agoraya bağlayan Ana Cadde’yi yürüyerek geçtikten sonra, arabamıza binip Patara Plajını görmeye gittiğimizde yağmur başladı. Bizde plajı gezmekten vazgeçip Gömbe’ye doğru hareket ettik.
Yağmurlu bir yolculuktan sonra saat 13.00 Sularında Gömbe’ye vardık.
Yağmur bir durdu, bir yağdı. Akdağ sis yüzünden hiç yüzünü göstermedi. Gömbe de ki yağmur tabii olarak Akdağ’da kar şeklinde düşüyordu. Fethiye’den gelecek arkadaşları beklerken kendi çabalarıyla Gömbe Doğayı Koruma Yaşatma Derneği kuran, 5 Dönümlük kiraz bahçesini, dalından kiraz yemeleri için bedelsiz halka açan Sn. Hüseyin ÇİLENGER Ağabey ile tanıştık. Böyle gönül dostu birisini tanımak, onunla sohbet etmek, benim için büyük bir zenginlik oldu.
Hüseyin Ağabey iki gün boyunca her türlü sorunumuzla ilgilendi. Batan aracımız için önce traktör, sonra dozer temin etti. Evinde ağırladı, çay ikram etti. Kendisine ve Sn. Eşine çok teşekkür ediyorum. Bu arada Gömbe halkı çok misafirsever, alçakgönüllü ve çok güler yüzlü. Yemek yediğimiz Çörekçi Restaurant, Fethiyeli arkadaşları beklerken içtiğimiz en az 25-30 bardak çay için para almak istemedi. Zorla bir 5 TL. verebildim. 
Akşam da Gömbe Belediyesi’nin sağ altında ki kahve de en 30-35 bardak çay ile kekik çayı içtik. Onun içinde para ödeyemedik. Başta kahvenin 2 Ortağı ile Çörekçi Restaurant sahibine ve tüm Gömbe halkına çok teşekkür ediyorum. Gömbe’de ki tek eleştirim kapalı mekanlarda sigara içilmesi. Bu güzel insanlar inşallah bu kötü alışkanlığı, en azından kapalı mekanlarda bırakırlar.
Saat 13.00 Sıralarında buluşacağımız Fethiye’den gelen ekip ancak saat 16.00 Sularında Gömbe’ye ulaşabildi. Üç saatten fazla amaçsız bir şekilde burada beklemek bizlerin konsantransyonunu bozdu. Hava hem kararmaya hem de soğumaya başlamıştı. Sonuç olarak, karanlıkta, yağmur ve kar altında çadır kurup ıslak bir şekilde sabaha kadar uyku tulumu içinde beklemek yerine, Gömbe’de bir pansiyonda kalıp saat 21.00-22.00’e kadar bir soba başında sohbet etmeyi, sabah 04.00 gibi de kamp alanı olan Subaşı yaylasına gitmeye karar verdik. 
Pansiyona yerleştikten sonra yukarıda bahsettiğim kahveye giderek kekik çayı içtik, sohbet ettik. Saat 21.00 Sıralarında Serpil Kardeşim bizlere, pansiyon odasında ki sobanın üzerinde ısıttığı tarhana çorbası ile kavurmayı ikram etti. Saat 22.00 Sıralarında da yattık. Ben saat 03.00 sıralarında arkadaşlar ise 03.30’a doğru kalktı. 04.00’ de topluca hazır bir şekilde çorba içmeye gittik. 
Akşamdan konuştuğumuz çorbacı, bizler için kalkıp bu saatte çorba hazırlamıştı. 04.00’de beklediğimiz Fethiye Şubemizin 4 Çeker aracı saat 05.00’e doğru ancak geldi ve 2.000 Metrede ki kamp alanı olan Subaşı Yaylasına doğru hareket ettik. Ancak saat 05.30 Sıralarında 1.600’lü Metrelerde araç kayarak,  sağ arka tekerlek kenardaki çamurlu alana düştü.
Araçtan inerek Subaşı Yaylasına doğru yürümeye başladık. Aracın şöförü ise günün ağarmasını bekleyip sonra aracı kurtarmaya çalışacağını söyledi. Saat 12.00 Sıralarında zirve dönüşü şoföre telefon ile ulaştığımızda hala aracı kurtaramadığını ve bizleri beklediğini söyleyince Zeki Bey Hüseyin Ağabey’e telefon ile ulaştı. Bu andan itibaren Sn.Hüseyin ÇİLENGER Ağabey devreye girdi ve ancak akşam karanlığına doğru kepçe ile araç kurtarılabildi.
Bizler ise kar yağışı altında yürümeye devam ederek saat 06.45 sıralarında 2.000 Metrede ki Subaşı Yaylasına ulaşabildik. 07.15 Sıralarında Dört Ağız Çeşmesi civarından İzmir, Fethiye ve  Denizli’den arkadaşlar ile topluca Akdağ zirveye doğru yürüyüşe geçtik. Dağa koyunlarını güdmeye giderken kartala sırtında ki bebeği kaptıran bir ananın dramını anlatan "Boş Beşik" ağıdının yakıldığı, 1950'li yıllarda Muhterem NUR, 1960'lı yıllarda önce Ayşecik(Zeynep DEĞİRMENCİOĞLU), sonra da Fatma GİRİK'in başrol oynadığı "Boş Beşik" filmlerine konu olan olayların geçtiği yaylalara doğru yükseldikçe kar kalınlığı artmaya başladı. 
Önce Su çıkan deresinden İkiz Göl bölgesine, daha sonra da 2.400 Metrede ki Evkaya Yaylasına ulaştık. Saat 09.00 olmuştu, kar yağışı devam ediyordu. Yükseldikçe kar kalınlığı 10 Cm. civarına ulaştı. Saat 10.15 Sıralarında da 2.575 Metrede ki Deve Kabarığı Yaylasına ulaştık. 
Zirve, yoğun sisten hiç yüzünü göstermediği gibi, yükseldikçe kar yağışının tipiye döneceğini, yumuşak kar kalınlığının daha da artacağı, bu şartlarda zirveye gidilmesi halinde dönüşte karanlığa kalınacağı değerlendirmesinden sonra dönüş kararı alındı.
Zirve çıkışının son düzlüğünde topluca resim çekildikten sonra, Deve Kabarığı Yaylası’nda yaklaşık yarım saat mola verildi. Bir şeyler atıştırıp sıcak çay içtikten sonra saat 11.00 Sıralarında dönüşe geçtik. 12.45 Sıralarında da Kamp alanı olan Subaşı Yaylası’na ulaştık. 15 Dakika kadar dinlendikten sonra Fethiye ve Denizli’den gelen arkadaşlardan ayrılarak dönüşe geçtik.
Onlar biraz dinlenip çadır ve kamp alanını topladıktan sonra dönüşe geçeceklerdi. Aşağıya indikçe kar tamamen erimiş ve her yer çamura bulanmıştı. Ayakkabılarımız ve tozluklarımız tamamen çamur olmuştu. Hüseyin Ağabey kayan aracın yanında bazı arkadaşlarımızı arabasına alarak Gömbe’ye götürürken bizler yürüyüşe devam ettik.
Gömbe yakınlarında ki bir su kanalında ayakkabı ve tozluklarımızı çamurdan arıttık. Saat 15.00 Sıralarında Hüseyin Ağabey’in evinin yanına ulaştığımızda Serpil kardeşim tepside çaylar ile bizleri karşıladı. Çayları içerken Hüseyin Abi Gömbe hakkında kısaca bilgi verdi ve kendi yazdığı şiiri okudu.
Yarım saat kadar dinlendikten sonra Gömbe merkeze, pansiyona doğru yürümeye devam ettik. Pansiyoncumuz düğünleri olduğunu, Antalya’ya gideceklerini belirterek geç kalmamamızı özellikle tembihlemişti. Saat 16.45 sıralarında koşar adım pansiyona ulaşarak toplam 27 Km. süren etkinliğimizi bitirdik.
Yürüyüşümüzün son 5-6 Km.’lik kısmında yolun asfalt olması, ondan önceki 6-7 Km.’nin de sert zemin çakıllı yol olması, özellikle benim ve de tüm arkadaşlarımın ayaklarını mahvetti. İzmir’e dönünce sağ dizim şişti ve ağrımaya başladı. Şimdi yoğun buz ve ilaç tedavisi ile dizimi düzeltmeye çalışıyorum.
Dönüş yolunda etkinlik finali yemek molamızı, Elmalı merkezde bulunan Sultan Sofrası Restaurant’ta(0 242 6186464) verdik. Burası pide, kebap ve sulu yemek çeşitleri bulunan hesaplı bir mekan.
Etkinlik öncesi son 10 Gün  pırıl pırıl güneşli mükemmel hava şartlarının hüküm sürdüğü bölge, meğer bizi bekliyormuş. Böylece ülkemizin dört mevsim iklim güzelliğini tekrar yaşamış olduk.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Sn. Hüseyin ÇİLENGER Ağabey’in, Gömbe hakkında verdiği bilgi ile okuduğu şiirin videosunu seyretmek isterseniz lütfen burayı tıklayınız.

Bu etkinliğin fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.


Bu yazının hazırlanmasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı buroşürlerinden yararlanılmıştır.

3 yorum:

  1. Şinasi Yüksel21 Kasım 2011 10:53

    351 fotoğrafı bir çırpıda izlemişim, şaşırdım. Birkaç günde sanki bir haftalık olaylar yaşamışsınız. Çok renkli ve heyecanlı bir etkinlik olmuş. Karlı yürüyüşleri sevmediğim için katılamadığıma fazla hayıflanmadım. Diz problemini kısa zamanda atlatacağını umuyorum; gelmiş geçmiş olsun. Selamlar..

    YanıtlaSil
  2. Yavuz Serdar KONUK

    Sevgili Ayhan,
    Resim ve yazılarını büyük ilgi ve hayranlıkla okuyup izledim.Böyle bir yaşantının özlemi uzun yıllardır içimde bir ukte olarak kaldı. Gerek Orhan'dan ve gerekse senden aldığım bu mailleri zevkle takip ediyorum. Malesef dizlerimdeki minusküs ve yan bağlardaki arızalar bu tür etkinlikler katılmamı engelliyor. Ama sizler sayesinde bu zevki azda olsa tadabiliyorum. Bu hafta sonu bende Antalya'daydım. 450 km.' lik yolu arabayla zor gittim, siz nasıl yürüdünüz. Allah nazardan saklasın. Seninde bu tür gezilerden mutlu olman beni ayrıca mutlu ediyor.
    Görüşmek ümidiyle...

    22 Kasım 2011 18:56

    YanıtlaSil
  3. Ahmet Murat YAĞUŞ

    Sevgili GEZGİN Arkadaşım,
    Ne mutlu ki sana. güzel güzel yerleri çaba sarfederek gidip görüyorsun geziyorsun, yemeklerini tadıyorsun, fotoğraflıyorsun. Sonra da çaba sarfederek kaleme alıyorsun tebrik ediyorum seni. Bu iş gönül işi sevmeden ve keyif almadan kesinlikle yapılmaz, aynı keyfi alan bir veya birkaç grup da edinmişsin anlaşılan. Blok'ta ki paylaşım yazını okudum fotoğraflarına baktım. Yüreğinize sağlık arkadaşım. Yüreğinin götürdüğü yere git kim tutar seni...
    23 Kasım 2011 15:03

    YanıtlaSil