16 Kasım 2019 Cumartesi

MARDİN (Yukarı MEZOPOTAMYA-2 Etkinliği)

Yukarı Mezopotamya-2 etkinliğimizin ikinci günü (03.11.2019) sabahı saat 07.50’de Diyarbakır’dan Mardin’e hareket ediyoruz. Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra ilk durağımız olan Zerzevan Kalesi’ne 08.45’te ulaşıyoruz. Bu sabah kaleye 
Kaymakam geleceği için Kazı Başkanı Sn. Aytaç COŞKUN ile Arkeolog Sn. Şıvan AYUS erken
gelmişler. Aytaç Bey’in izniyle kalenin her yerini, Arkeolog Şıvan AYUS ile birlikte geziyoruz. Büyük emekler sonunda gün yüzüne çıkarılmış kalenin hikâyesini kazı çalışmalarına bilfiil 
katılmış arkeologdan dinlediğimiz için çok şanslıyız. Kazı Başkanı Sn. Aytaç COŞKUN ile Arkeolog Sn. Şıvan AYUS’a ne kadar teşekkür etsek azdır. Zerzevan Kalesi Pers Kral Yolu ile Antik Ticaret Yolu üzerinde, geniş bir alanı kontrol altında tutan, stratejik bir Roma sınır 
garnizonuymuş. Diyarbakır-Mardin karayolunun 45. km.sinde, yol seviyesinden 124 m. yükseklikteki kayalık bir tepe üzerine kurulmuş. Surlar ile çevrelenmiş yerleşim alanında kamu yapıları, gözetleme ve savunma kulesi (güney kule), kilise, yönetim binası, arsenal (silah 
deposu), kaya sunağı, su sarnıçları, yeraltı ibadethanesi, yeraltı sığınağı, Mithraeum (Mithras Tapınağı) bulunmaktaymış. Zerzevan Kalesi’nden 10.15’te ayrılıp yeni ve eski Mardin’in içinden geçerek 30 km. uzaklıktaki Dara Antik Kenti’ne gidiyoruz. Saat 12.00’de 
ulaştığımız Dara Antik Kenti M.Ö. 1. yy.dan itibaren Roma ve Pers devletleri arasında sürekli el değiştirmiş. Bu dönemde küçük bir yerleşim yeri olan Dara, sınır güvenliğini artırmak isteyen Doğu Roma İmparatoru  
Anastasios tarafından yeni garnizon kent olarak seçilmiş. 503-507 yılları arasında inşa faaliyetleri sonunda Mezopotamya bölgesinin idari ve askeri merkezi haline gelmiş. M.S. 573-591 ve 606-620 yılları  
arasında Sasani Devleti’nin, 639’a kadar tekrar Doğu Roma İmparatorluğu’nun, 640’tan itibaren de Arap hakimiyetine girmiş. 10. yy.da tekrar Roma hâkimiyetine giren Dara 11. yy.ın sonlarına kadar 
Roma ile Selçuklular arasında el değiştirip durmuş. M.S. 1150’de Artuklu Beyliği kontrolüne giren Dara 1251-1259 arasında İlhanlılar tarafından tahrip edilmiş. Bu tarihlerden itibaren yavaş yavaş terk edilmeye 
başlanmış. Dara Köyü’nün günümüz sakinleri 18. yy.dan bu yana burada yaşamaktaymışlar. Rehberimiz Murat Bey’in anlatımları eşliğinde nekropol (mezarlık alanı), kilise-zindan sarnıcı, Roma köprüleri, agora caddesi, 
maksemi (üstü kapalı su yapısı) geziyoruz. Büyük Galeri Mezar girişindeki “ruhlara nefes verilmesi ve yeniden dirilişin” canlandırıldığı duvar kabartmaları ile insan kemiklerinin görülebildiği toplu gömü alanı ve kilise-zindan sarnıcı mutlaka görülmeli. Dara Antik 
Kenti’nden sonra aracımız ile Deyrulzafaran Manastırı’na devam ediyoruz. Mardin’e 4 km. uzaklıktaki manastıra saat 14.30’da ulaşıp 10.00 TL. ücret ödeyerek giriş yapıyoruz. Süryanilerin önemli dini merkezlerinden olan Deyrulzafaran Manastırı 
M.S. 5. yy.da yapılmış. Kilise görevlisi diyakoz (papaz yardımcısı) bey ile birlikte Mor Hananyo Kilisesi, Azizler Evi, Meryem Ana Kilisesi ve Güneş Tapınağı gibi manastırın önemli yapılarını gezip anlatıları dinliyoruz. Özellikle Güneş Tapınağı'nın tavanında bulunan
yukarıya doğru 1,5 m. uzunluğunda ve yaklaşık bir ton ağırlığındaki taşların hiçbir yapıştırıcı harc kullanılmadan V şeklinde birbirini sıkıştırma tekniğiyle birleştirilip binlerce yıldır yıkılmadan ayakta durması gerçekten müthiş. Saat 15.45’te aracımız ile 
Deyrulzafaran Manastırı’ndan Kasımiye Medresesine geçiyoruz. Mardin il merkezinin güneybatısında Mezopotamya ovasına hâkim bir konumda bulunan, anıtsal Taç kapısıyla Mardin’deki taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan medresenin yapımına 
13. yy.da Artuklular döneminde başlanmış. Timur yönetimindeki Moğol akınları nedeniyle yarım kalan medrese ancak 15. yüzyılın sonlarında 1457-1502 yılları arasında Akkoyunlu Sultanı Kasım İbn Cihangir döneminde tamamlanabilmiş. Dilimli-kanallı kubbeler 
Artuklu, düz kubbeler Selçuklu yapısıymış. Öğrencilerin hocaların huzuruna girerken “hürmette kusur etmemesi için başını eğsin” diye dersliklerin kapı yüksekliği bir metre civarında yapılmış. Medresenin avlusunda, “suyun akışıyla doğumdan ölüme kadar 
geçen” insan hayatının simgelendiği çeşme havuz düzenlenmesi bulunmakta. Rehberimiz Murat Bey’in çok güzel anlatımı ile çeşmenin hem tasavvufi hem de bilimsel açıklamasını dinliyoruz. Akşam havuz başında gökyüzünün su üzerindeki yansımasından faydalanılarak 
astronomi eğitimleri verilmiş. Hem dini, hem de; tıp, astronomi, matematik, kimya gibi ilmi konularda dersler verilen Medrese, eğitim verdiği dönemlerde bölgenin en büyük eğitim merkezlerinden biriymiş.  Kasımiye Medresesi gezimizi 16.30’da bitirerek daracık Mardin'in 
taş sokaklarında yürümeye başlıyoruz. Yukarı Mezopotamya bölgesinin en eski kadim şehirlerinden biri olan Mardin’in tarihi M.Ö. 3000’li yıllara dayanıyormuş. Dinlerin ve dillerin şehri olan Mardin’de Türkler, Kürtler, Süryaniler, Hristiyanlar, Araplar ve Ezidiler’in bir arada 
yaşadığı medeniyet ve hoşgörü beşiğiymiş. Bu kültürel zenginlik kentin mimari dokusuna, kültürüne ve mutfağına da yansımış. Camileri, medreseleri, türbeleri, kervansarayları, kilise ve manastırları yan yana görmek mümkünmüş. Kendine has mimarisi olan Mardin’de 
yapılar “katora taşı” ile inşa ediliyormuş. Mardin katora taşı güneş ışıklarının açısı ve sıcaklığa göre günün değişik saatlerinde sarı ve kırmızı renklerde görünüyormuş. Üzüm diyarı olarak bilinen Mardin üzüm ihracatında Türkiye’nin 4. sırasında yer alıyormuş. 
Mardin’e gündüz seyranlık, gece gerdanlık deniliyormuş. Bir evin tavanı diğer evin bahçesiymiş. Evler arasında geçişi sağlayan tünellere “abbara” deniliyormuş. Çöpler kadrolu eşekler ile toplanıyormuş. Emekli olan eşeklere ölünceye kadar saman verilerek 
bakılıyormuş. Zamanın durduğu şiirsel kentlerin başında olan Mardin sokaklarındaki yürüyüşümüzü, Ulu Camii’nin gezilmesi, bıttım sabunu ile İstanbul Pastanesi’nden Süryani çöreği alımından sonra gün batımında uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasına karşı çay-kahve içerek 
sonlandırıyoruz. Aracımız ile Yeni Mardin olarak adlandırılan Artuklu İlçesi’ndeki AZD House Hotel’e geçiyoruz. Akşam Artuklu İlçesi’nde önce Ebrar Mahalli Yemek Lokantası’nda “Mardin Tabağı” olarak 
çeşitlendirilmiş yöresel Mardin yemekleri üzerine Sadık Künefe’de midye baklava, künefe ve diğer tatlı çeşitleri ile mest oluyoruz. Karnımız doyuyor, gözümüz doymuyor. Böyle giderse mide fesadı olacağız. 
Akşam kaldığımız 3 yıldızlı AZD House Hotel’e (0482 2129777-www.azdhotel.com) çok teşekkür ediyorum. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Tekrar en başta sevgili arkadaşlarım Sn. Zeki VAROL ile 
Sn. Refik KIZILATA ve çektiği çok güzel grup fotoğrafları için Sn. Ülkü SEVGİ olmak üzere rehberimiz Sn. Murat GEZER’e ve katılımcı bütün arkadaşlara çok teşekkür ederek etkinliğimizin ikinci günü Mardin yazımı bitiriyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Mardin fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Mardin video günlüğü görmek için lütfen burayı tıklayınız.


Arkeolog Şıvan AYUS’un anlatımıyla ZERZEVAN Kalesi-1 videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Arkeolog Şıvan AYUS’un anlatımıyla ZERZEVAN Kalesi-2 videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Arkeolog Şıvan AYUS’un anlatımıyla ZERZEVAN Kalesi-3 / MITHRAEUM-Mithras Tapınağı videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.




2 yorum:

  1. Şıvan AYUS 15 Kas 2019 21:14

    Paylaşımlarınızı zevkle takip ediyorum, Zerzevan ile ilgili paylaşımlar için kazı ekibi adına teşekkürlerimi sunuyorum.

    YanıtlayınSil
  2. Tuncay AKSEL 19 Kas 2019 14:03

    Böyle güzel doğa dostu dostum olduğu için çok mutluyum.Seni zevkle izliyorum.

    YanıtlayınSil