16 Aralık 2016 Cuma

EFES-MİMAS (İYON) YOLU 12. Etabı - Ovacık-Urla KARANTİNA Adası-TAHAFFUZHANE-DENİZ ARKEOLOJİSİ MERKEZİ-KLAZOMENAİ Arası

11.12.2016 Pazar günü, EFES-MİMAS (İYON) YOLU’nun 12. Etabı olan, Ovacık-Urla Karantina Adası-Klazomenai arasını yürümek üzere, Sn. Muhammed KİRAZDİKEN ve Sn. İsmail KASAP ile birlikte, aracımızın 
birini Urla İskele mevkiinde, eski Çeşme karayolu üzerindeki Migros’un önüne bırakıp, Urla Ovacık
Köyü’ne geldik. Sn. Kemal TIRPAN bu sefer, Uludağ tırmanışına gittiği için bizimle değil. Saat 09:15 sularında yürüyüşe 
başlayıp, Ovacık Köyü’nün dışında asfalt yol üzerinde bir süre gittikten sonra, Bilisev-Bilim Sanat Etkinlik Vadisi’nin yanından geçiyoruz. Burası çocuklar ile gelip doğada hoşça vakit geçirilebilecek güzel bir yer. 
Daha sonra toprak traktör yolunda devam ediyoruz. Yol ikiye ayrılıyor. GPS kayıtları sağ taraftan gidileceğini gösteriyor. Kırmızı-beyaz işaretler ise sol taraftaki yola yapılmış. Sonuçta ikiye ayrılarak ben ve 
Muhammed Bey sağ taraftan, İsmail Bey ise sol taraftan devam edip Ege-Koop. Dört Mevsim Konakları’nda buluşuyoruz. Sol taraf vadiden, sağ taraf ise tepeden devam ediyor. Sağ taraf daha manzaralı bir rota. 
Bu arada her taraf, tamamen olgunlaşmış kıpkırmızı dağ çileği ile dolu. Dört Mevsim Konakları’nın yanından geçerek üçlü kavşağı, Urla levhası yönünde karşıya geçiyoruz. Tarlalar sürülmüş olduğu için GPS kaydının 
biraz sol tarafından, sürülmemiş zeytin bahçelerinden içinden geçerek devam ediyoruz. Bazen toprak, bazen asfalt traktör yollarından yürüyüp, İzmir-Çeşme Otoyolu altında bulunan menfezi geçtikten sonra, önce Taş 
Evler Sitesi duvarının yanından, sonra da Sevilla Keklik Tepe proje alanının önünden geçiyoruz. Tarla, bahçe ve seralar arasında, genellikle asfalt yolda devam eden yürüyüşümüz, saat 11:50 sularında eski Çeşme 
karayolunu karşıya geçip, sabah bıraktığımız aracımıza ulaşarak son buluyor. Wikiloc’a göre 9.4 Km. yürümüşüz. Bundan sonraki bölümler Urla İskele yerleşim yeri içinde, kaldırımlar ve asfalt
üzerinde olduğu için yürümeyip, aracımız ile devam edeceğiz. Önce Karantina Adası’na gidiyoruz. Yol üzerinde sevgili dostumuz Sn. Süleyman TEMİZER ile karşılaşıyoruz. Bize, İzmir Giritliler Derneği’nin, 
Tahaffuzhane’de etkinliği olduğunu, onun için geldiğini söylüyor. Çok şanslıyız. Çünkü dünyada sadece 3 ülkede kaldığı bilinen(Türkiye, Hırvatistan ve Amerika) ve en iyi korunmuş durumda olan Tahaffuzhane, ancak özel
izinle açılıyor. Büyük İskender’in Karantina Adası’na yaptırdığı yoldan kalan kalıntıları fotoğrafladıktan sonra hep birlikte Tahaffuzhane’ye gidiyoruz. Konuşmacılardan mübadeleyi, yaşanan acıları dinliyoruz. Konuşmacı Hoca,
“Kendi babaannesinin bu olayları hiç anlatmadığından, bir kelam bile etmediğinden.” bahsediyor. Gerçekten yakın tarihimizde Adalarda, Yunanistan’da, Balkanlarda, insanlarımız öyle kıyımlara uğramış, öyle acılar 
yaşamışlar ki, atalarımız arkadan gelen yeni nesillere bunları hiç anlatmama yolunu seçmişler. Bu da yakın tarihimizin, genç nesillerce bilinmemesine, unutulmasına yol açtı maalesef. Herhalde 
çocuklarının, torunlarının bu acıları tekrar yaşamaması ve de kinlenmemesi için böyle yapıp unutmayı yeğlediler. Oysa Ermeniler ve Rumlar, geçmişte yaşanan acıları çok abartılı, objektiflikten uzak, yanlı bir  
şekilde, sadece kendileri yaşamış gibi, sürekli gündeme getirmeyi ve pazarlamayı çok iyi başardılar. Hangi davranış daha doğru, daha etik ve daha asil sizce? Mübadele esnasında yaşanan acılara, bir nebze olsun 
empati kurulmasını sağlayacak, böyle önemli bir tarihi mekanın, neden Müze’ye çevrilip, sürekli ziyarete açık hale getirilmiyor? Anlamak çok zor. Tahhaffuzhane’nin içi bana, nazi filmlerindeki banyo 
sahnelerini anımsatıyor. Mübadele gemisi Bahri Cedit’te dünyaya gelen 1923 doğumlu Kemal KURUL Amca ile 98 yaşındaki mübadil Nusret İZMİT Amca’ya, Allah'tan sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Onları görmek benim için, kitaplarda okunanların, 
anlatılanların, duyduklarımızın gerçekleşmiş hali. Tahhaffuzhane’den ayrılıp önce Liman Tepe kazı alanına, sonra da Ankara Üniversitesi Mustafa V. KOÇ Deniz Arkeolojisi Merkezi’ne gidiyoruz. Su Altı 
Arkeolojisi Kazı alanın önünde balık ekmeklerimizi yedikten sonra, yürüyüş amacımız olan antik Efes-Mimas (İyon) Yolu üzerindeki 5. İon kenti Klazomenai Antik Kenti’ne geçiyoruz. Saat’in 16:00’yı geçmesi sebebiyle 
savunma duvarı, seramik fırını, gömü ve yerleşim alanları gibi kazı bölgelerine gitmeyip, günümüzden 2.600 yıl öncesine M.Ö 600’lü yıllara ait, tamamen insan gücüyle çalışan, kesintisiz üretim(kontinü) 
yapılabilen, arkaik dönem inşa teknikleri kullanılarak ayağa kaldırılan, dünyanın en eski zeytinyağı işliğine gidiyoruz. Müze görevlisi Sn. Ferdi ÇETİN’den, zeytinyağının elde edilmesi, depolanması ve kapı 
kilidi anlatımlarını dinleyip videoya çektikten sonra antik kentten ayrılıyoruz. Saat 17:00 sularında da Wikiloc’u sonlandırıp bugünkü etkinliğimizi bitiriyoruz. Wikiloc’a göre 19.72 km. yol kat etmişiz. Yukarıda da 
belirttiğim gibi, bu mesafenin sadece 9.4 km.’ni yürüyüp, geri kalan kısmını aracımız ile dolaştık. Yürüyüş arkadaşlarım Sn. Muhammed KİRAZDİKEN ile Sn. İsmail KASAP’a bir kez daha çok teşekkür ederek yazımı bitiriyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


EFES-MİMAS (İYON) YOLU 12. Etabı - Ovacık-Urla Karantina Adası-Klazomenai arası fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

EFES-MİMAS (İYON) YOLU 12. Etabı - Ovacık-Urla Karantina Adası-Klazomenai arası videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.



TAHAFFUZHANE – Karantina Adası-Urla/İzmir
Kolera, veba, tifo, tifüs, çiçek, sarı humma, lekeli humma gibi salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla, yolcu ve gemi personelinin karantina sürelerini geçirmeleri, gerekli sağlık önlemlerinin  
alınması ve hastaların iyileştirilmeleri için büyük limanlara yakın sağlık kuruluşlarına Tahaffuzhane deniyor. Çoğunlukla haç ve posta yoları üzerine kuruluyor. Anadolu’da ilk tahaffuzhane 1823 yılında Kemah’ta kurulmuş. Doğu Anadolu’da kolera salgını  
çıkması üzerine 23 Mayıs 1892 tarihinde Erzincan’da, hemen ardından da Karahisar-ı Şarki, Eğin, Kelkit, Kuruçay, Refahiye, Erzurum ve Gümüşhane’de kuruluyor. İstanbul’da ise biri Tuzla’da, diğeri Haliç’te olmak üzere 2 ana tahaffuzhane var. Haliç’teki 
günümüze kadar gelememiş olsa da, Tuzla’daki halen ayakta, İTÜ Tuzla Kampüsü içinde bulunmaktaymış. Ama pek bilinmemekte. Ülkemizin en bilinen tahaffuzhanesi Urla Karantina Adası’nda, 1865 yılında Fransız’lara yaptırılmış. 1 mil açıkta bekletilen gemilere, 
adadan kalkan filikayla bir doktor, tahaffuzhane müdürü ve bir kayıt memuru çıkıyormuş. Hasta olanlar kayıt altına alınıp farklı bir filikayla tesise getirilip, ayrı yerde banyo yaptırıldıktan sonra “tecrit pavyonu” denilen odalara alınıyorlar. Sağlıklı yolcularda adaya getirilip 
üstlerinden çıkan eşyalar 360 derece dönen dolaplar ile starilizasyona gönderilirken, kendilerine “duşluk” denilen bölümlerde banyo yaptırılıyor. Ayrıca gemiden gelen eşyalar, iskeleye kadar uzanan raylı sistemle sterilizasyon kazanlarına aktarılarak 110 derece buhar ile  
dezenfekte ediliyor. Hasta olanlar iyileşmeden adadan çıkamıyorlar. İyileşemeyip ölenler ise adanın arka tarafında yani doğusunda bulunan mezarlığa, üzerine sönmüş kireç dökülerek defin ediliyor. Her ölen kendi dininin ritüeline göre aynı mezarlığa  
gömülüyor. Karantina Adası mezarlığının böyle de bir özelliği bulunuyormuş. Anavatanda ilk karaya çıktıkları yer olan Tuzla ile Urla Karantina Adası, Mübadiller için ayrı bir öneme sahip. Her yıl buralarda törenler yapılıp 
denize çiçekler atılarak Tahaffuzhaneler ziyaret ediliyor. Az sayıda kalan ilk mübadiller ile çocuklar ve torunların tanışıp anıların paylaşılması sağlanıyor.

Tahhaffuzhane fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Tahhaffuzhane videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.



Ankara Üniversitesi Mustafa V. KOÇ 
DENİZ ARKEOLOJİSİ MERKEZİ – Urla/İzmir
Urla İskele mevkiinde bulunan, arkeolojik kazı ve araştırmalar yardımı ile deniz ve denizcilikle bağlantılı kültürlerin incelenmesi, sahilde ve iç kesimlerde yer 
alan antik yerleşimlerde kazı ve araştırmalar yapılarak denizle bağlantılı kültürel yapının ortaya konması ve ulusal çapta su altı kültür envanterinin oluşturulmasına katkıda bulunma ana hedefleri ile 2006 yılında kurulan 
Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi (ANKÜSAM), Vehbi KOÇ Vakfı’nın katkılarıyla, Urla Belediyesi’nin tahsis ettiği 10 dönümlük arazi üzerinde yer almakta.  Akdeniz’in bilinen en 
eski liman tesislerinin açığa çıkarılması öngörüsüyle başlayan Liman Tepe sualtı kazılarında, su altında kalan mimari kalıntıların M.Ö. 6. ve 4. yüzyıllarda kullanılan limanın mendirek yapısı olduğu anlaşılmış. 
ANKÜSAM’ın Kanada McMaster Üniversitesiyle ortaklaşa gerçekleştirdiği araştırmalarda, bölgenin denizaltı haritası çıkarılmakta ve deniz tabanının altında kalan kültür kalıntıları tespit edilmektedir.

Deniz Arkeolojisi Merkezi fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Deniz Arkeolojisi Merkezi videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.



KLAZOMENAI ANTİK KENTİ – Urla/İzmir
12 İon kentinden biri olan Klazomenai, İzmir’in 38 Km. batısında Urla İskele mevkiinde bulunmakta. Liman Tepe Höyüğü kalıntılarına göre ilk yerleşim M.Ö. 4.000’lere 
tarihleniyormuş. M.Ö 1.100 civarında kıta Yunanistan’dan gelen toplulukların kalıntılarına, Karantina Adası’nda rastlanmış. Zeytinyağı/şarap gibi tarımsal ürünlerin, Klazomenai üretimi seramikler ile 
tüm Akdeniz ve Karadeniz bölgesine dağılımı sayesinde tarım ekonomisi oldukça güçlüymüş. Halk, Pers istilası sebebiyle birkaç kez yerleşimi terk ederek, Karantina Adası ile civar yerleşimlere dağılmış. Büyük İskender’in 
Pers istilasına son vermesiyle Karantina Adası’na yol yapılmış ve ada, yarımadaya dönüşmüş. Urla İskele’de, dünyanın bilinen ilk limanı arkeolojik kazı alanı 
ile dönemin inşa teknikleri kullanılarak ayağa kaldırılan, dünyanın en eski insan gücüyle çalışan zeytinyağı işliği, Klazomenai Antik Şehri’nde bulunmakta.

Klazomenai Antik Kenti fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Klazomenai Antik Kenti videosunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme