28 Eylül 2014 Pazar

BELEN KAHVESİ – MUĞLA

Çıktım Belen Kahvesi’ne baktım ovaya
Bay Mustafa çağırdı dama oynamaya
Ormancı da gelir gelmez yıkar masayı
Söz anlamaz ormancı çekmiş kafayı
Gevenes’in ortasında değirmen döner
Değirmenin taşları dağından iner
Ormancıya atılan kurşun Tevfik’e değer
Tevfik’imin acıları yürekleri deler
Gevenes’in suları hoştur içmeye
İçinde köprüsü var gelip geçmeye
Tevfik’imi vurdular hiç mi hiçine
Yazık ettin ormancı köyün iki gencine
Aman ormancı yaktın ormancı,
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı
Yakan: Kemancı Tahir ERDİNÇ

Ormancı Türküsüne konu olan olayların geliştiği, Muğla’nın Yatağan İlçesi’nin eski adı Gevenes, yeni adı Çaybükü Köyü’nde bulunan Belen Kahvesi’ne, çok istediğim halde bir türlü gidememiştim. Zirve Dağcılık Söke Şubesi’nin 2014 yılı etkinliklerine Bozüyük-Belen
Kahvesi yürüyüşü ile başlaması, yürüyüş sonunda Akyaka Azmak’ta tekne turu olması üzerine, bu fırsat kaçmaz dedim ve hemen Zirve Söke Şb. Başkanı Sn. Faysal YEŞİLYAĞCI’yı aradım. Sonuçta sevgili dostlarım Ayşen Abla ve Şinasi YÜKSEL Ağabey ile birlikte, 21.09.2014 sabahı saat 04;00’de Foça’dan hareket
ederek faaliyete katıldık. Proğrama göre Söke’den hareket 07;00’de. 06;45 gibi Söke’ye vararak Faysal Bey’le buluştuk. Sabah yolda Şinasi Ağabey ile kendi aramızda katılımcı sayısı hakkında “Herhalde bir minübüs veya midibüs kadar olur.” diye konuşmuştuk. 4 Midibüs kalabalığı görünce şaşırdık, 
çok memnun olduk. Katılımın çok olmasının bir sebebinin de Zirve’yle beraber Söke’den başka bir kulübün de olmasıymış. Sebep ne olursa olsun, çoluk çocuk katılımın çok olması çok güzel bir olay. Söke Zirve’yi tüm kalbimle tebrik ediyorum. Bunda güzel havanın da etkisi oldukça fazla. Hava güneşli, pırıl pırıl 29-30 Derecelerde. 
Bafa’da kahvaltı molasından sonra Bözüyük Köyü Pınarbaşı mevkiinde saat 10;00 sıralarında araçtan indik. Pınarbaşı bölgesi asırlık çınarların gölgesinde, derenin içine ve kenarına konmuş masalarda hizmet veren restoranlarıyla çok güzel bir yer. 15-20 Dakika kadar çevreyi gezdikten sonra 10;30 sıralarında yürüyüşe  
başladık. Güzelköy dizisinin çekildiği Bözüyük Beldesi’nin içinden geçerek çam ormanları içinde zor olmayan keyifli bir rotada 10 Km. civarında yürüyerek saat 13;00 sularında Belen Kahvesinin bulunduğu eski adı Gevenes, yeni adı Çaybükü Köyü’ne ulaştık. Önce Gevenes Köprüsü’nü, sonra Değirmen’i gördükten sonra 
Belen Kahvesine çıkıp ovaya bakarak öğle molamızı verdik. Saat 14;00’e kadar burada kaldık. 2005 Yılında Muğla Valisi Sn. Hüseyin AKSOY önderliğinde restore edilen Belen Kahvesi’nde, ormancı türküsüne konu olan Ormancı Mehmet İN, 
Muhtar Tevfik CEZAYİR ve Mustafa ŞAHBUDAK ile türküyü yakan kemancı Tahir ERDİNC’in fotoğrafları ve dama oynarken canlandırılmış maketleri bulunmakta. Ormancı ve Muğla türküleri sürekli çalınıyor. Kahvaltı, ormancı köftesi, dondurma, soğuk sıcak içecek hizmeti var. Pazar günleri oldukça kalabalık oluyor. 
Yılda ortalama 40-50 Bin kişinin ziyaret ettiği öğrendiğim Belen Kahvesi’nin restorasyon önderliğini yaparak Çaybükü(Geneves) Köyü’nün kaderini değiştiren, başta dönemin Muğla Valisi Sn. Hüseyin AKSOY nezdinde, emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Darısı, diğer Valilerimize. Saat 14;10 civarında Belen Kahvesi’nden ayrılıp 
Akyaka’ya doğru yola çıktık. Saat 16;00 civarında Akyaka da tekne turuna başladık. Suyun sıcaklığının 12 Derece civarında olması bizim gençlerimizin suya atlamasına engel olamadı. Hatta ihtiyar delikanlımız Şinasi Ağabey yüzerken teknelere bile kafa tuttu. Sudan çıktıklarında hemen hepsi “resmen buz ile doldurulmuş kova gibi” 
olduğunu söylediler. Biz ıhtiyarlar ise, kaptanın kovayla getirdiği suyla ayaklarımızı ıslayabildik. Saat 18;00 sularında da dünyanın gözbebeği Gökova Akyaka’dan ayrılarak sıcak havada kliması çalışmayan aracımız ile sauna kıvamında, 
tıngır mıngır Söke’ye döndük. Ayşen Abla ve Şinasi Ağabey ile midibüs dışında çok güzel geçen günümüzü, Ortaklarda çöp şiş yiyerek taçlandırdıktan sonra Foça’ya döndük. Rahmetli Özel’imizin bıraktığı yerden devam eden eski ama eskimeyen 
arkadaşlarım Savaş ADAKALE, İsmail DEMİRCİ, Can AZİZOĞLU ve Faysal YEŞİLYAĞCI’ya çok ama çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Bu etkinliğin FOTOĞRAFLARI’nı görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Bu etkinliğin VİDEO’sunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.


BELEN KAHVESİ’nde meydana gelen ORMANCI Türküsüne konu olan olay:

1946 yılında Mustafa ŞAHBUDAK ve Muhtar Tevfik CEZAYİRLİ, dama tahtasının başına otururlar. Oyunun yarısında ’Sarı Mehmet’ lakaplı Orman Memuru Mehmet İN çıkagelir. Mehmet, sarhoştur. Bir gün önce, komşu olan Çiftlik Köyü’nde yangın çıkmıştır. 1946 seçimlerinin evrakı Yatağan’a gönderilecektir. Seçim evrakını Yatağan’a, köy bekçisinin götürmesi zorunludur. Ormancı ise yangın evrakının bir an önce ilçeye götürülmesi için bekçiyi muhtardan ister. Muhtar Cezayirli, ’Olmaz, daha acil olan seçim sonuçlarının ulaştırılması gerekiyor. Bekçiyi gönderemem’ diye cevap verir. Bunun üzerine ormancı ile muhtar arasında tartışma başlar.
Muhtar Tevfik CEZAYİRLİ, ’Ayıp ediyorsun Mehmet, bize müsaade et’ der. Ormancı kahveye geri döner, dama masasına bir yumruk atar. Mustafa ŞAHBUDAK, bu davranışa tahammül edemez ve ormancıyı tokatlar. Olayın büyüyeceğini anlayan köylüler, ormancıyı sakinleşmesi için kahvenin arka tarafına götürürler. Ormancı bağırarak küfürler savurmaktadır. Küfürler Mustafa ŞAHBUDAK’ın tahammül sınırını daha da zorlar. Bay Mustafa, yerinden kalkar, ormancının üzerine yürür. Ormancı Mehmet, kamasını çıkarıp Mustafa ŞAHBUDAK’ı kolundan yaralar. O zaman, Mustafa ŞAHBUDAK ormancıyı korkutmak için, belindeki tabancayı çıkarır, yere doğru ateş eder. Muhtar, ormancının ikinci kez kama vurmaması için elini tutar. Fakat, Mustafa tetiği çoktan çekmiştir. Ormancı Mehmet İN, bunun üzerine kaçmaya başlar. Mustafa ŞAHBUDAK kaçmasın diye, bir el daha ateş eder. Bu ateş de öldürmek için değil kaçmasına engel olmak içindir.
İkinci atışta Mehmet İN yere düşer. Arka cebinde tabaka olduğu için, ona bir şey olmaz. Ama, Mustafa ŞAHBUDAK, kaza kurşunu ile dostu Tevfik’i vurmuştur. O günlerin imkansızlıkları içerisinde Tevfik’i, tahta bir sal üzerinde köyden 23 Kilometre uzaklıktaki Muğla Devlet Hastanesine götürürler. Tevfik, çok kan kaybetmektedir. Mustafa, Doktor Veli Bey’e, ’Babamın selamı var, bu adamı iyileştir’ diye yalvarır. Doktor Veli Bey, ’O ölecek, önce senin kolunu saralım’ diye yanıt verir. O sırada Tevfik eliyle işaret edip Mustafa’yı yanına çağırarak, ’Ben ölüyorum, hakkını helal et’ dedikten sonra can verir.
Mustafa ŞAHBUDAK teslim olur. 4 Yıl ceza alır. Her gün Muhtar Tevfik CEZAYİR’i rüyasında görmektedir. Ormancı Sarı Mehmet’e kini gittikçe artar. Bunu anlayan Ormancı Sarı Mehmet köyden tayinini ister. Kavaklıdere Orman Müdürlüğü’ne Tayini çıkan Ormancı Sarı Mehmet köyden gider. Aslen Marmarislidir. Emekli olduktan sonra oraya yerleşir ve 1971 yılında ölür. 
Mustafa ŞAHBUDAK ise cezasını çektikten sonra anılarıyla dolu köyde yaşayamayacağını anlayarak Muğla’ya yerleşir. 28 Mart 2005 Tarihinde İzmir Ege Üniversitesi’nde 83 yaşında ölür.
Olay, daha sonra yörenin tanınmış sanatçılarından Mustafa ŞAHBUDAK’ın anne tarafından akrabası olan değirmenci Pisi'li(Yeşilyurt'lu) Tahir ERDİNÇ Usta tarafından kaleme alınır ve bestelenir.
Muhtar Tevfik Cezayir’i öldüğünde, arkada 25 yaşında bir eş ve 3 çocuk bırakır. Muhtar’ın eşi Pembe, bu acıya dayanamayıp birkaç yıl sonra akli dengesini yitirir. Oğlunun biri İzmir’e yerleşir. Diğer oğlu ile kızı, köyde evlenirler ve hayatlarını orada sürdürmeye devam ederler. 

Not: Ormancı Türküsü'nün hikayesi için, Belen Kahvesi'nde ki belgelerden ve  http://tr.wikipedia.org/wiki/Ormancı_türküsü web sitesinden yararlanılmıştır.


6 Eylül 2014 Cumartesi

KÖROĞLU DAĞI-2.499 M. – Kıbrıscık-BOLU

“Yaşamını haksızlıklara karşı mücadele ile geçiren, çaresizlere yardım eden, zenginden, zorbadan alıp fakir fukaraya dağıtan, onları koruyup kollayan kahraman kimdir?” Diye yazıma başlasam, herhalde herkesin aklına ilk önce Robin Hood gelir. Halbuki zalim Bolu Beyi’ni dize getirmiş, kılıç kalkan ile yakalanamayıp
tüfekle vurulduğunda “Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu” diyen şair, halk kahramanı Köroğlu yerine İngiliz halk kahramanı Robin Hood’un hatırlanması ne kadar acı. Tıpkı, özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz Kurtuluş Şavaşı’nda ki binlerce isimsiz kahraman yerine Che Guevara’nın hatırlanması gibi.
Ulusal değerlerimizin yeterince tanınmaması, bilinmemesi nasıl bir kadirbilmezlik ve de ne kadar ayıp. 1580-1585 Yıllarında Anadolu Beylerbeyi, Gerede Kadısı, Bolu, Çorum ve Ankara Sancak Bey’lerine yazılan Osmanlı Belgeleri’nden Köroğlu diye anılan Ruşen Ali’nin, zalim Bolu Bey’inin ordusunu perişan ettiği,  
Kıbrıscık ve Köroğlu Dağları’nda yaşadığı anlaşılmakta. Köroğlu’nun yaşadığı ve ismiyle anılan Bolu’nun en yüksek noktası Köroğlu Dağları, İç Anadolu’nun kuzeybatısında Bolu-Ankara(Kıbrıscık-Beypazarı-Güdül) sınırları içerisinde yer almaktadır. 2.499 Metrelik zirvesiyle Köroğlu Tepesi, en yüksek noktasıdır. 
2012 Yılında Bolu’nun en yüksek ikinci ve üçüncü dağları olan Çele Doruğu(1.981 M.) ile Çal Tepe’ye(1.893 M.) çıktığımızda, bundan sonraki hedefin 2.499 M. yüksekliği ile Bolu’nun en yüksek dağı olan Köroğlu olduğunu belirtmiştim. Kısmet bu yılaymış. Yeğenimin düğünü vesilesiyle geldiğimiz Bolu’da, ilk fırsatta oğlum ile beraber 
Kıbrıscık’a gidip Köroğlu’nun zirvesine çıktık. Daha önce Kıbrıscık’a ve Köroğlu Dağı’nın zirvesine hiç gitmediğim için okul arkadaşım Kıbrıscık Belediye Başkanı Doğan DAĞ’ı arayarak düşüncemi anlatıp destek istedim. Sevgili arkadaşım birlikte çıkabileceğimizi, rehberliği kendisinin yapacağını belirterek bizi davet etti. 
Sonuçta 28 Ağustos 2014 Perşembe sabahı saat 07;00 sıralarında can oğlum ile beraber yola düştük. Asırlık çam, köknar, kayın vb. ağaçlarının altında, birbirinden güzel Aladağ, Seben ve Kıbrıscık Yaylaları’nın arasında kıvrıla kıvrıla giden 65 Km.’lik Bolu Kıbrıscık yolunda, sanki rüyada yolculuk ediyor gibiydik. 
Yolun kenarında bir kazığın üstünde duran şahin, kaçmayıp tüm endamıyla bize bakarken Seben Kıbrıscık yol ayrımından sonra başlayan yeni yol yapımı bizi rüyamızdan uyandırdı. Saat 08;30 sıralarında Kıbrıscık’ ulaştık. 2.600 kişilik nüfusuyla Ülkemizin belki de en küçük ilçelerinden biri olan Kıbrıscık kent merkezini 
yarım saat kadar dolaştık. Pazarcılar tezgahlarını yeni yeni açıyorlardı. Perşembe günleri Kıbrıscık’ın pazarıymış. Daha sonra yaklaşık 25-26 yıldır görüşmediğim sevgili Doğan DAĞ ile belediyede buluştuk. Doğan, saçları ve bıyıkları ağartmış biraz da kilo almış. Çaylarımızı içerken görüşmediğimiz sürede neler yaptığımızı birbirimize anlatırken bir telefon geldi. 
Belediye çalışanlarından birisinin babası vefat etmiş ve öğle namazında Bolu’da defnedilecekmiş. Kıbrıscık küçük bir yer. Herkes birbirini tanır. Doğan’ın gitmemesi hiç olmaz. Sonuçta bize bir rehber ayarlanmasına ve Doğan’ın cenazeye gitmesine karar verdik. Öğle namazına az bir süre kalması sebebiyle 
saat 10;00 sıralarında Doğan ile vedalaşıp, günlük iznini kullanan Yaşar AKMAN(0 542 3503895) isimli bir belediye çalışanının rehberliğinde Köroğlu Dağı’nın zirvesine doğru hareket ettik. Tabii bu arada sevgili Doğan ile bir fotoğraf çekilmek hiç aklımıza gelmedi. Yaşar Bey’in daha önce birçok kez zirveye çıktığını, 
dışarıdan gelen ekipleri Köroğlu zirvesine götürdüğünü öğrendik. Toprak yayla yolunda 17-18 Km. aracımız ile gittikten sonra 10;30 civarında, dört yayla yolunun kesiştiği Dikili mevkiinde aracımızı bırakarak yürüyüşe başladık. 
Yürüyüşümüz esnasında Yaşar Bey’den yörede ayı, kurt, domuz, geyik hatta vaşak yaşadığını, tarıma uygun arazinin çok az olması, dağlık ve kayalık bir bölge olması sebepleriyle küçük bostan şeklinde herkesin kendi ihtiyacı kadar tarım yapabildiğini, Şaduman ve Uludere Vadisi çevresinde ki köylerde 
yaklaşık 40 hektar kadar bir arazide pirinç üretimi yapılabildiği, çeltik tarlalarının soğuk yayla derelerinden gelen sularla sulandığı için pirincin çok kaliteli olduğu, genellikle geçimin küçükbaş, büyükbaş hayvancılık ve besi tavukçuluğundan sağlandığını, birazda arıcılık yapıldığını, iş imkanının neredeyse hiç olmaması sebepleriyle 
gençlerin çalışmak için Bolu, Ankara, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Eskişehir gibi büyük kentlere gittiğini öğrendik. Köroğlu efsanesini bir kere de Yaşar Bey’den dinledik. Saat 11;30 civarında aracımızı bıraktığımız Dikili mevkiinden  
yaklaşık bir saatlik bir tırmanışla Köroğlu Zirve’sinin hemen altında bulunan Köroğlu’nun yaşadığı düşünülen Çardaklı Sarayı kalıntılarını da gezdikten sonra kısa bir kaya tırmanışı yaparak zirveye çıktık. 
Pırıl pırıl güneşli, rüzgarsız bir havada zirvede bir şeyler atıştırırken Karkalkaya Kayak Tesisleri’ni, yaylaları, Seben Taşlı Yayla Göletini, Dörtdivan bölgesini seyrettik. Yaklaşık 40 Dakika kadar zirvenin keyfini yaşadıktan sonra saat 12;10 civarında zirveden ayrıldık. 
Rahat bir iniş ile saat 13;00 sıralarında arabamıza ulaşarak Köroğlu Dağı Zirve yürüyüşü faaliyetimizi bitirip dönüşe geçtik. Hep düşündüğüm ama bir türlü gerçekleştiremediğim Bolu’nun en yüksek noktasına çıkma hayalimi sonunda gerçekleştirebildiğim için çok ama çok mutluyum. Umarım, yukarıda isimlerini yazdığım 
büyük kentlerin tam ortasında olmasına rağmen bu kadar bakir kalabilmiş Kıbrıscık ve Köroğlu Dağlarının, batıda örnekleri bulunan eski dönem yaşantılarının, mimarisinin, kıyafetlerinin, mutfağının, halk oyunlarının, türkülerinin, efsanelerinin 
birebir yaşanabileceği yaylalarda, kültür turizmi geliştirilerek bölgenin bozulmadan, betona boğulmadan gelişmesi sağlanır. Böylece Köroğlu’nun torunları çalışmak için büyük kentlere gitmek zorunda kalmamış olurlar. 
Köroğlu Dağı zirve faaliyetinde yardımını esirgemeyen sevgili arkadaşım Doğan DAĞ’a, rehberimiz Yaşar AKMAN’a ve hayat ışığım can oğlum Bahadır’ıma çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Köroğlu Dağı zirve faaliyeti FOTOĞRAF’larını görmek için lütfen burayı tıklayınız.

Köroğlu Dağı zirve faaliyeti VİDEO’sunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.


KÖROĞLU DESTANI
Bolu Bey’i, seyislerinden Koca Yusuf’a mükemmel özellikleri olan değerli bir at bulması emrini verir. Seyis Yusuf Bolu Bey’inin istediği özellikleri taşıdığına inandığı bir tayı Bolu Bey’ine getirir. Çok zayıf olan tayı gören Bolu Bey’i çok öfkelenerek Seyis Yusuf’un gözlerine mil çekilmesini emreder. Gözleri kör edilen ve işinden kovulan Seyis Yusuf, yanında zayıf tayı ile köyüne döner. Oğlu Ruşen Ali’ye hiç ışık almayan bir dama tayı koydurarak istediği şekilde baktırıp büyütür. Sonunda zayıf tay gelişir büyür kabına sığmayan bir küheylan olur. Kör Koca Yusuf kendine güç verecek gözlerini açtıracak sihirli üç köpüğü içmek üzere oğlu ile pınara gider. Ancak babasının içeceği köpükleri oğul Ruşen Ali içer. Yiğitlik, şairlik ve sonsuz güç kazanır. Körün oğlu, körün oğlu zamanla Köroğlu’na dönüşür. Köroğlu etrafında ki yiğitleriyle Bolu Bey’inden babasının intikamını alır. Yaşamını haksızlıklara karşı mücadele, fakirlere, çaresizlere yardım ederek geçirir. Tüfeğin icad edilmesiyle ”Delikli demir icad oldu, mertlik bozuldu.” Diyerek kırklara karıştığına inanılır.
Köroğlu hukuka töreye uymayan, halka zulmeden otoriteye karşı isyanı temsil eder. Acımasız otoriteyi temsil eden Bolu Bey’ine karşı halkı korur, onlara önderlik eder. Dolayısıyla tüm Türk dünyası tarafından değişik coğrafyalarda sahiplenilir ve genellikle o bölgede yaşadığı iddia edilir. 

Not: 
1) Bolu Dağı'nın yüksekliği konusunda 2.400 ve 2.499 Metre olmak üzere 2 farklı yükseklik değeri bulunmakta. Ben Bolu Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü web sayfasında geçen 2.499 Metre yüksekliği baz aldım. (http://www.bolukulturturizm.gov.tr/TR,69927/bolu-genel.html)

2) Bu yazı hazırlanırken Kıbrıscık Belediyesi panosu, Kıbrıscık Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği Yayınları ile Kıbrıscık Köroğlu ve Yayla Kültürü Canlandırma ve Yaşatma Projesi kitabından yararlanılmıştır.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

ATATÜRK KÖŞKÜ – YALOVA

Oğlum Bahadır ile beraber Ramazan Bayramı(26.07–01.08 2014) sebebiyle gittiğimiz Bolu’dan İzmir’e dönerken, Yalova Termal’de bulunan Atatürk Köşkü’nü görmeye,  oradan da 
Çınarcık-Armutlu sahillerinin bulunduğu kıyı kesiminden gezerek Gemlik’e geçmeye karar

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Düzce MELEN'de RAFTİNG

17-18-19 Mayıs 2014 Tarihlerinde, Zirve Dağcılık İzmir’in programlı faaliyetlerinden Düzce Melen’de Rafting kapsamında gezdiğimiz Ağva-Akçakoca-İzmit-Sapanca-Maşukiye-Yuvacık Barajı gezisi etkinliğine katıldım. Bu faaliyete Oğlum Bahadır ile arkadaşı 
Berkay da İzmit’ten katıldılar. Yapılacak HES(Hidroelektrik Santrali) kapsamında birkaç yıl

1 Mayıs 2014 Perşembe

ÇATALKAYA - İZMİR

Sürpriz yaparak İzmir’e gelen Kocaeli Üniversitesi’nde okuyan can oğlum Bahadır'ın, “Baba bir dağa gidelim, zirve yapalım” isteğine, Mahmut Dağı veya İzmir’in her yerinden görülen, bence İzmir’in simgelerinden olan Çatalkaya’dan hangisi diye sorduğumda, 
oğlumun tercihi Çatalkaya oldu. Böylece 27.04.2014 Pazar günü, sevgili dostum Yusuf GENÇ

10 Nisan 2014 Perşembe

ESKİŞEHİR

5-6 Nisan 2014 Tarihlerinde Karşıyaka Belediyesi Folklör ekibimizden Sn. Semiha TEMİZLER
KUTLUGÜN’ün organize ettiği 2 Günlük Eskişehir gezisine eşim ile beraber katıldım. 
1988 – 89 Yıllarından bu yana yaklaşık 25 Yıldır gidemediğim Eskişehir’de, Sn. Yılmaz

21 Mart 2014 Cuma

KARYA(KARIA) YOLU - 5. Etabı - (İç Karya Bölümü-MİLAS-KIRCAĞIZ-LABRANDA-KARGICAK Arası)

Karya(Karia) Yolu Gökova Körfezi Bölümü’nün Akyaka Bodrum arasını bitirdikten sonra, 15 Mart 2014 Tarihinde, İç Karya Bölümü’nün MİLAS-KIRCAĞIZ-LABRANDA-KARGICAK
arasını, Sn. Zeki VAROL rehberliğinde 42 Arkadaş ile yürüdük. İç Karya Bölümü, 
Bozalan’dan başlayıp Karacahisar, Milas, Labranda, Çomakdağ, Bafa üzerinden Karya