8 Aralık 2014 Pazartesi

KARYA(Karia) YOLU - 7. Etabı - (İç Karya Bölümü(3)-KARGICAK-SARIKAYA-GÖKSEKİ-KETENDERE-KIZILAĞAÇ(ÇOMAKDAĞ)-İKİZTAŞ-NARHİSAR-KONAK-KAYABÜKÜ)

29-30 Kasım 2014 Tarihlerinde, İç Karya Bölümü’nün KARGICAK-SARIKAYA-GÖKSEKİ-KETENDERE-KIZILAĞAÇ(ÇOMAKDAĞ)-İKİZTAŞ-NARHİSAR-KONAK-KAYABÜKÜ arasını, Sn. Zeki VAROL rehberliğinde 38 Arkadaş ile, 7. Etap olarak yürüyerek, Karya Yolu faaliyetimize devam ettik. Bafa Gölü yakınlarında Milas 
karayolunun üstündeki Pınarcık Köyü’nde, gözleme ve çay ile sabah kahvaltısını yaptıktan sonra yürüyüşe başlama noktamız olan Kargıcak Köyü yakınlarına geldik. Otobüsün köyde dönebileceği geniş alan olmadığı için, köye yaklaşık 2-2,5 Km. aşağıdan, sabah 09;00 Sıralarında yürüyüşümüze başladık. Asfalt yolda
yarım saatlik bir çıkışla Kargıcak Köyü’ne ulaştık. 09;30 Sıralarında Karya Yolu patikalarına girmemiz ile birlikte kendimizi Karya uygarlığının içinde bulduk. Bu güne kadar yürüdüğüm Likya ve Karya yolları içinde bozulmadan günümüze kadar ulaşmış ve halen de kullanılan en uzun taş döşeli patikalarda yürüdük.
2 Günde yürüdüğümüz 35 Km.’nin tahminimce 20 Km.’si, geniş yassı taşlardan çok güzel tesviyeler ile yapılmış tarihi patika yollar. Yani bu etkinliğin sonunda bu kadar kutsal yollarda yürümüş olmanın hazzıyla kendimizi Karya Hacı’sı sayabiliriz. Sarıkaya Köyü’ne 
kadar her yer zeytin ağacı ve zeytinler çok iri. Tek tük fıstık çamları da var. Zeytin hasadı zamanı olduğu için tüm köylüler zeytin topluyor. Saat 12;00 Sıralarında Sarıkaya Köyü’ne 12;50 Sıralarında da Gökseki köylerine ulaşıyoruz. İki köy de fazla bozulmamış. Beton evler azınlıkta. Kesme taştan yapılmış otantik evlerin bacaları 
Lahit mezara, Milas’ta ki Gümüşkesen Anıtı’na ya da Bodrum Mozolesi’ne benziyor. Sarıkaya Gökseki arası patika, devasa büyüklükteki kayaların arasında devam ediyor.  Ara ara taşa döşeli patikalar da var. Fıstık çamları zeytine göre daha çok. Gökseki Köyü’nün çıkışında 15-20 Dakika kadar
öğle molası veriyoruz. Ketendere Köyü’ne kadar kilometrelerce iki tarafı taş duvar ile örülmüş yollarda, yer yer taş döşeli patikalarda yürüyoruz. Bahçeler de taş duvarlar ile ocak ocak ayrılmış. Saat 14;00 Sıralarında Ketendere Köyü’ne ulaşıyoruz. Her yerden horoz ve inek sesleri geliyor. Geçtiğimiz 3 Köye göre 
daha büyük ve daha kirli. Çöpler her yerde. Köy betona boğulmuş. Yarım saat kadar dinlendikten sonra 14;30 Sıralarında köyden ayrılıyoruz. İnişli çıkışlı yer yer patika, yer yer taş döşeli yollardan geçerek saat 16;00 sıralarında Kızılağaç(Çomakdağ) Köyü’ne varıyoruz. Köy meydanında (Çokder)Çomakdağ Kültür Derneği 
Başkanı Sn. Hasan YILDIRIM bizleri karşılıyor. Kızılağaç-Çomakdağ 1.000 Nüfuslu oldukça büyük bir köy. Bence köylükten çıkmış. Süküt-u hayale uğruyorum. Kesme taştan yapılma otantik binalar, 4-5 Katlı apartmanların arasında kaybolmuş. Zaten birçoğu da yıkılmaya yüz tutmuş. Hasan Bey’den, eski taş evlerde 
tuvaletlerin dışarıda olduğunu, baca sayısı kadar oda bulunduğunu, köy düğünlerinin çok renkli ve güzel olduğunu öğreniyoruz. Muğla-Milas’tan gelen yetkililerin, eski taş evleri, içinde tuvaleti olacak şekilde yeniden projelendirme ve mali kaynak desteği sözlerini yıllardır yerine getirilmediği için, köylünün imkanı 
doğrultusunda ucuza kaçıp beton binaya yöneldiğini öğreniyoruz. Çok yazık. Bölgede ki bütün köylerde kadınlar rengarenk kıyafetler giyiyorlar. Başlarına da bir tutam çiçek takıyorlar. Çok renkli yerel kıyafetler giymiş başlarında ki feslere de bir tutam çiçek takmış köylü kadınlardan incik-boncuk takı 
alışverişlerini bitirince, sabah tekrar gelmek üzere saat 16;40 Sıralarında köyden ayrılarak akşam kalmak üzere Bafa Gölü Kıyısında ki Kapıkırı Köyü’ne gidiyoruz. Sezon sonu olması, bölgenin sit alanı olması yüzünden 38 kişinin kalabileceği kadar büyük pansiyonlar yok. Bu yüzden 3 Pansiyona bölünüyoruz. 
Akşam köfte-balık muhabbetine göl kıyısında da devam ettikten sonra istirahate çekiliyoruz. Birinci gün 2+16=18 Km. yürümüş olduk. İkinci gün sabahı horoz sesleri ile uyandıktan sonra Bafa Gölü manzaralı güzel bir kahvaltı yaptık. İnce ince yağan yağmur altında Kapıkırı Köyü’nde kısa bir geziden sonra, 
tekrar yürüyüş başlangıç noktamız olan Kızılağaç(Çomakdağ) Köyü’ne saat 09;25’de gelerek 09;35’de yürüyüşümüze başladık. Kısa bir asfalt yol geçişinden sonra patikaya girerek, dağ çilekleri yiye yiye 10;30 Sıralarında İkiztaş Köyü’ne ulaştık. Tahminimce 100-150 Metre yüksekliğinde ikiz gibi duran
iki büyük kayadan adını alan İkiztaş Köyü, Feldispat madeninin tehditi altında. Seramikte kullanılan Feldispat madeninin Avrupa da çıkarılması yasak olduğu için burada, cennet doğamızı katlederek vahşice çıkarılıp çok ucuza İtalya’ya gönderildiğini ve oradan pahalı seramik olarak Ülkemize geri geldiğini 
öğrenince bu kadar da olmaz diyor insan. Ama maalesef doğamız o kadar sahipsiz ki. İnsanlarımız da işsizlikten buraları iş kapısı olarak görüyor. Sağlıklarını, kültürlerini, tarihlerini zeytinlerini vb. kaybetme pahasına vahşi madenciliğe göz yumuluyor. Neyse yürüyüşümüze 
devam edip 12;30 Sıralarında Narhisar Köyü’ne geliyoruz. Betona boğulmamış bu güzel köyün kahvesinde öğle molası veriyoruz. 13;15 Sıralarında Narhisar Köyünden ayrılarak Çam ormanları içinde Kestane ve Çınar ağaçlarının sararmış yapraklarının görselinde Konak Köyü’ne doğru yürüyüşümüz devam ediyor. 
Kısa bir asfalt geçişinden sonra 14;25 Sıralarında Konak Köyü’ne ulaşıyoruz. 10 Dakika kadar istirahatten sonra neredeyse Kayabükü Köyü’ne kadar bozulmamış çok güzel taş döşeli tarihi patikalarda yürüyüşümüze devam ediyoruz. 
15;35 Sularında da Kayabükü Köyü’ne ulaşarak 17 Km.’lik ikinci gün faaliyetimizi bitiriyoruz. 35 Km.’lik 2 günlük rotamız üzerinde kırmızı beyaz işaretlemeler gayet iyi bir şekilde yapılmış. Mesafe levhaları ise sadece birkaç ana köyde var. Çeşme yok. Ama çok sık köylerden geçildiği için köylülerden 
destek alınabiliyor. Kargıcak Köyü’nden bir müddet yükseliş yapıldıktan sonra rota iniş ve çıkışlarla devam ediyor. Hep taş döşeli patikalarda yüründüğü için ayak ve diz ağrıları olabilir. Geçmişin otoyolu sayılabilecek taş döşeli tarihi patikalar üzerinde zorlu olmayan çok keyifli bir etap. 
2 gün boyunca yürüdüğümüz bölgenin tamamında çok renkli taşlar (Kırmızı, turuncu, yeşil, sarı, beyaz, siyah vb.) bulunmakta. Umarım bir gün, Kültür Bakanlığı, Muğla Valiliği, Muğla ve Milas Belediyeleri ile Muğla Üniversitesi, bu bölgenin otantik kesme taş binaları ile ilgili bir proje etrafında buluşarak henüz 
Kızılağaç(Çomakdağ) ile Ketendere Köyleri kadar bozulmamış, Sarıkaya, Gökseki ve Narhisar Köyleri’nin bir Safranbolu, bir Muğla, bir Akyazı, bir Beypazarı vb. gibi Kültür Turizmi odağı haline gelmesine vesile olurlar. Bozulmadan günümüze kadar gelmiş tarihi patikaların korunmasını sağlarlar. 
Bunun için Amerikayı yeniden keşfetmeye hiç gerek yok. Muğla Valiliği’nin Ormancı Türküsü'nün yakıldığı Belen Kahvesi ile ilgili projesi ne kadar başarılı ve güzel bir proje. Belen kahvesinin içinde bulunduğu Gevenes Köyü’ne katkılarıda ortada. Böylece hem gençlere iş kapısı açılacağı için göçün önüne geçilmiş olur hem de bölgenin yüzlerce yıllık kültürel yapısı korunmuş olur. 
Bir kez daha sevgili bilge rehberimiz Sn. Zeki VAROL’a, herkese gönülden yardıma eden, grupta ki kopmaları bir aşağı bir yukarı koşarak birbirine mükemmel şekilde bağlayan Sn. Kemal TIRPAN’a, arkada ki emniyet sübabımız Sn. Refik KIZILATA’ya ve kaptanımız Ender Bey’e çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK

Bu etkinliğin fotoğraflarını görmek isterseniz lütfen burayı tıklayınız.

Bu etkinliğin videosunu görmek isterseniz lütfen burayı tıklayınız.


8 Kasım 2014 Cumartesi

Karya(Karia) Yolu-6. Etabı - (İç Karya Bölümü(2)-BOZALAN-FESLEĞEN-KARACAHİSAR-BAHÇE-BEÇİN-MİLAS Arası)

Nihayet 01-02 Kasım 2014 Tarihlerinde, İç Karya Bölümü-BOZALAN-FESLEĞEN-KARACAHİSAR-BAHÇE-BEÇİN-MİLAS arasını, sevgili Zeki VAROL rehberliğinde 40 arkadaş ile yürüyerek, 2014-2015 Yılı  Karya(Karia) Yolu etkinliklerimize başladık. Bu sezon 
ilk hedefimiz, Milas’ın Bozalan Köyü’nden başlayıp, Aydın’ın Karpuzlu İlçesi’nde biten yaklaşık 175 km.’lik İç Karya bölümünü bitirip, yaklaşık  240 Km.’lik Datça Yarımadası Bölümüne başlamak. Aslında İç Karya Bölümü’nün 2. Etabı olan MİLAS-KIRCAĞIZ-
LABRANDA-KARGICAK arasını, 2013-2014 sezonunu LABRANDA Kutsal Alanı’nda bitirme isteğimiz sebebiyle, 1. Etap olarak 15.03.2014 Tarihinde yürümüştük. O yüzden İç Karya bölümünün başlangıç noktası olan Bozalan-Milas arasını 2. Etap 
olarak yürüyeceğiz. Çine’de Kasap Mehmet Zengin’in Yeri’nde sabah kahvaltısından sonra, saat 08;00 Sularında Muğla’nın Yatağan İlçesi Eskihisar Köyü içinde ki Stratonikeia Antik kentine geldik. M.Ö. 281 Yıllarında Seleukos Kralı 1. Antiokhos tarafından önce
üvey annesi, sonrasında ise eşi olan Stratonike’nin adının verildiği kent, günümüze kadar yaşamın kesintisiz bir şekilde devam etmesi sebebiyle Antik, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri yapı ve kent dokusunun birlikte görülebildiği ender ören yerlerinden birisi.
Bugün Eskihisar Köyü tamamen antik kentin birkaç km. yakınında ki yeni yerleşim alanına taşınmış olmasına rağmen, halen antik kent içinde ki tarihi köy evlerinde oturan 5 Aile bulunmakta. Saat 09;00’a kadar hızlı bir şekilde gezip Stratonikeia Kafe’de odun ve is
kokulu nefis çaylarımızı içtikten sonra, saat 10;30 Sıralarında yürüyüş başlangıç noktamız Bozalan Köyü’ne gelip hemen yürüyüşe başladık. Yöre halkının Kapız Geçidi dediği geçit bölgesine kadar tatlı bir eğim ile yükselerek yaklaşık 200 M.’den, 700-750 Metre 
yüksekliğe çıktık. Bu yükseklikten sonra genellikle yatay iniş yaparak önce Fesleğen Yaylasına, sonra Çiftlik Köyü’ne, oradan da Karacahisar Köyü’ne kadar 15-20 M. yüksekliğinde ki seyrek çamların gölgesinde çok güzel orman içi patikalarda 
20 Km. yürüyerek birinci gün etkinliğimizi bitirdik. Fesleğen Yaylası’ndan geçerken düğün yemeğine dek geldik. Düğün sahipleri 40 Kişi olmamıza rağmen kazanlarda pişen keşkek ve yemekler ile sofralar donatarak bizleri doyurdular. Karnımız doyduktan sonra Davul zurna eşliğinde kızlarımız oyunlar oynadı.
Ben, İsmail ve Zafer Bey’ler ile birlikte Harmandalı Zeybeği oynadık. Davulculara bahşişlerimizi verdik. Gelin damat olmadığı için takı takamadık. Biz de hediyemizi adreslerine göndermeye karar verdik. Anadolu insanımızın yüceliğini, 
misafirperverliğini bir kez daha gördük, yaşadık. Karacahisar köy kahvesinde yorgunluk çaylarımızı, ayran ve sodalarımızı içtikten sonra aracımıza binerek gece kalmak için Ören’e geldik. Karanlık olduğu için ben denize girmedim. Denize giren arkadaşlar 
suyun çok sıcak olduğunu, dışarısının deniz suyundan daha soğuk olduğunu söylediler. Denizin hemen kıyısında, kumsalın üzerinde, yakamoz balıklarının denizdeki ışıltıları eşliğinde, balık rakı muhabbeti ile Rabia Hanım’ın doğum gününü kutladıktan sonra, 
akşam kalacağımız Haluk Otel’e(0 252 5322896-0 533 6610560) geçerek dinlenmeye çekildik. Küçük bir aile işletmesi olan Haluk Otel’in sahibi Mehmet ÖZÇELİK ve eşi sımsıcak gülen tavırları ile bizleri çok güzel ağırladılar. Hatta ikişer üçer aldığımız sular için 
para bile almadılar. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz. Sabah sahile çok yakın olan Haluk Otel’in terasında güzel bir kahvaltıdan sonra aracımız ile tekrar Karacahisar Köyü’ne gelip saat 09;30 Sularında yürüyüşe başladık. Saat 11.10 Civarında Çamovası Köyü’ne vardık. 
Karacahisar Köyü ile Çamovası Köyü arasında bulunan Suçıkan Köprüsü’nden sonraki antik taş döşeli yolun, zeytin dikilirken tahrip edilmesi hepimizi çok üzdü. Çamovası Köyü’nden 3 Km. asfalt zeminde yüründükten sonra tekrar orman içi yollara ve patikalara  
giriyoruz. 12;45 Civarında yarım saat kadar öğle molası verdikten sonra 13;15 Sıralarında tekrar yürüyüşe başlıyoruz. 14;10 Sıralarında Bahçe Köyü’ne geliyoruz. Beçin Orman İşletme Deposu’ndan geçerek 16;15 Civarında Beçin Kalesi’nin çevresindeki yapılara  
ulaşıyoruz. Tarihi İ.Ö. 2000’li yıllara kadar uzanan Beçin Kalesi, 13.Yüzyılın ikinci yarısında bölgeyi fetheden Menteşeoğulları, 14. Yüzyılın başlarında hükümet merkezini Milas’tan Beçin’e taşımışlar ve kent 1391 Yılına kadar Menteşe Beyliği’nin başkenti olarak 
kalmış. Ömer ve Eyüp Bey’le ile 15 dakika kadar kaleye çıkıp Milas Ovası’nı seyrettikten sonra saat 17:00 Sıralarında 25-26 Km.’lik oldukça uzun ikinci gün etkinliğimiz bitiyor. BOZALAN-FESLEĞEN-KARACAHİSAR-BAHÇE-BEÇİN-MİLAS arası, mesafe 
olarak 45-46 Km. ile oldukça uzun olmasına rağmen şu ana kadar yürüdüğümüz en kolay etkinlik. Bozalan Köyü’nde yaklaşık bir saatlik çıkıştan sonra rota genellikle düz ve iniş şeklinde devam ediyor. Çamovalı Köyü çıkışında 3 Km.’lik
asfalt yol dışında yer yer taş döşeli antik yollarda, orman içi yollarda ve patikalarda, seyrek 15-20 Metrelik çam ağaçları gölgesinde, zeytinlikler de devam ediyor. Kırmızı Beyaz işaretlemeler çok iyi. Mesafe levhaları ise sadece köylerde var. 
Çok sık köylerden geçildiği için su sıkıntısı yok. İki üç yerde çeşme de var. Bir kez daha bilge rehberimiz Sn. Zeki VAROL’a, geriye kaldığımızda emniyet sübabımız sevgili artçımız
Sn. Refik KIZILATA’ya, grupta ki kopmaları çok iyi birbirine bağlayan Sn. Kemal TIRPAN’a ve sevgili kaptanımız Mehmet YAĞMURCUKARDEŞ’e çok ama çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Bu etkinliğin fotoğraflarını görmek isterseniz lütfen burayı tıklayınız.

Bu etkinliğin videosunu görmek isterseniz lütfen burayı tıklayınız.



Not: Antik Kentler ile ilgili bilgiler, ören yerlerinde ki tabelalardan alınmıştır.

29 Ekim 2014 Çarşamba

PRİENE Z YOLU-KURŞUNLU MANASTIRI Etkinliği - Söke-AYDIN

Zirve Dağcılık Söke Şubesi’nin 26 Ekim 2014 Pazar günü düzenlediği, Priene Z Yolu-Kurşunlu Manastırı-Radon Termal etkinliğine, sevgili dostum Zeki VAROL ile birlikte katıldık. Söke’de buluşma noktasına geldiğimizde,  İzmir Zirve’den arkadaşlarımız
Gülsüm-Nurgül-Mert ve Ercan ile karşılaşmak bizim için güzel bir sürpriz oldu. Geciken Uşak Zirve’yi Priene Ören Yeri’nde bekleme kararından sonra, saat 09;00 Sularında yürüyüşe başladık. 15 Dakikalık bir çıkışla Priene Ören Yeri’ne ulaştık. Athena
Tapınağı’nda kısa bir moladan sonra Anfiteatr’a çıktık. Bu arada Uşak Zirve’de geldi. Saat 09;50 civarında Söke, İzmir, Uşak, Aydın ve Kuşadası Zirve’den 60’ın üzerinde katılımcı ile Dilek Dağları transına başladık. Priene Ören Yeri’nin hemen üstünde ki
70-80 Derecelik dik kaya duvarına, Akropol(İç Kale)’e ulaşmak için merdiven gibi basamaklar oyulmuş. Dar yerleri 70-80 Cm., geniş yerleri 1,5-2 Metre genişliğinde ki patika, yükseklikten etkilenenler için zorlu olabilir. Patikanın iki farklı yerine

yuva yapmış eşşek arıları da bir başka tehlike. Bu yüzden deodorant, parfüm gibi kokular kullanılmamalı, arıları el kol hareketleri ile uzaklaştırmaya çalışmadan hızlıca geçilmeli. Oldukça iri akrep gördüğümüzden dolayı, kayalara otururken  ya da
tutunurken dikkatli olunmalı. Kayaya iyi tutunma sağlayan dağcılık-trek ayakkabısı olmadan kesinlikle çıkış yapılmamalı. Bu çıkışın en güzel ödülü, Z’ler yaparak yükseldikçe Büyük Menderes Deltası’nın muhteşem manzarası ise gerçekten görülmeye
değer. Büyük Menderes Nehri’nin(Maiandros) getirdiği alüvyonlar ile bölgeyi denizden nasıl uzaklaştırdığı, Bafa’yı nasıl göl haline getirdiği buradan çok iyi anlaşılıyor. 
Kalabalık grup olduğumuz için çıkış yaklaşık 45-50 dakikayı buluyor. Biraz dinlendikten sonra önce Akropol’e, sonra da saat 12;00 sıralarında, etkinliğin diğer zorlu kısmı olan çarşak çıkışının yapılacağı bölgeye ulaşıyoruz. Bu arada 
yağmur da başladı. Allah’tan kayalar yağmurda kaymıyor. Ciddi taş düşme tehlikesi var. Yaklaşık bir saatlik sürede, bütün grup problemsiz şekilde çıkışı tamamlıyor. Biraz dinlenmeden sonra Dilek Dağı’nın aşıtında, öğle molası veriyoruz. 
Yaklaşık 50-60 Metreden 800-850 Metre yüksekliğe çıkmışız. Saat 14;30 Sıralarında tekrar yürüyüşe başlıyoruz. Artık çıkış yok. Davutlar manzarası eşliğinde hep iniş var. Ara ara bulutlar manzarayı kapatıyor, sonra güneş açıyor. 
Saat 16;00 sularında Kurşunlu Manastırı’na geliyoruz. Kubbesini örten kurşundan dolayı Kurşunlu Manastırı diye anılan dinsel yapıyı, kuvvetle muhtemel Hz. Meryem’in ziyaret ettiği, Hiristiyanlığın ilk dönemlerinden beri kullanıldığı düşünülüyor. 
Yoğun bitki örtüsünün sarıp sarmaladığı yapılar, definecilerinde üstün gayretleri sonucu yıkılmaya yüz tutmuş. Yapıların içine girmek tehlikeli olabilir. Restore edilip korunsa, Efes Meryem Ana Kilisesi kadar güzel bir yer olabilir. Çam, sandal, 
dağ çileği, defne, çınar hatta kayın ağaçlarının arasında ki çok güzel bir patikadan iniş yapıyoruz. Sonbahar renkleri eşliğinde ağaçların sıklığından bazı yerlerde gök görülmüyor. Resmen cangıl. Burası sabahki zorlu çıkıştan sonra sanki mükafat gibi. 
Yaklaşık bir saatlik inişten sonra patika baraj alanında bitiyor. Yarım saat kadar orman yolunda yürüyerek saat 17;40 Sıralarında Radon Termal tesislerine ulaşıyoruz. Böylece 17-18 Km.’lik Dilek Dağı Transımız bitmiş oluyor. Zorlu günün ardından 
sevgili Zeki VAROL ile kendimize, Ortaklar Kasap Ahmet’te(0 256 5771290) çöp şiş ödülü veriyoruz. Sn. Faysal YEŞİLYAĞCI ile Sn. İsmail DEMİRCİ nezdinde Zirve Dağcılık Söke Şubeye çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK


Bu etkinliğin FOTOĞRAF’larını görmek için lütfen burayı tıklayınız.


Bu etkinliğin VİDEO’sunu görmek için lütfen burayı tıklayınız.