1 Aralık 2009 Salı

LİKYA YOLU (LYCIAN WAY) - 1. Etabı - FETHİYE OVACIK ile GEY(YEDİ BURUNLAR) Arası


Güneşin, bilginin, aydınlığın, ışığın ülkesi Likya’nın, Fethiye’den başlayan 1. Etabı Ovacık – Gey(Yediburunlar) arasını, Kulübümüz Zirve Dağcılıktan 35 Arkadaş ile birlikte, 28-29 Ocak 2012
Tarihlerinde yürüdük.
Cennet Ülkemizin her yeri son 30 Yılın en soğuk günlerini geçirirken, yoğun kar yağışları yüzünden büyük şehirlerimizin ana yolları bile kapanırken, bizler ışık ülkesi Likya’nın sıcacık güneşi altında(15-16 Derece), olağanüstü manzaralar eşliğinde çok keyifli iki gün gerçekleştirdik. Bizlere bu keyfi yaşatan bilge rehberimiz Sn. Zeki VAROL’a bir kez daha çok teşekkür ediyorum.
Toplam uzunluğu 509 Km. olan Likya Yolu’nun tamamını yürümüş biri olarak(Demre-Finike arası hariç), en rahat, en turistik, çeşme bolluğu ve dere geçişi olarak en sulu, görsel açıdan en güzel etaplardan biri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.
Özellikle, Ovacık-Kozağaç-Faralya-Kabak ve Alınca arası, (A) grubu yürüyüş yapabilen herkesin çok rahatlıkla yapabileceği, müthiş manzaralı çok güzel bir parkur. Alınca-Gey arası ise gerçek Likya yolu tarzında. Diğer etaplarda ayakkabıları parçalayan keskin kayalar Alınca’dan sonra başlıyor. Yağmurlu havalarda kayalar kayganlaşacağı için, Alınca-Gey arası geçişi sıkıntılı olabilir.
28.01.2012 Cumartesi sabahı rahat bir yolculuktan sonra(Sakin, sessiz ve beyefendi kaptanımız Sn. Serkan Bey’e çok teşekkürler.) 06.00 sularında Fethiye’ye vardık. Bir saat kadar buradaki çorbacılarda dinlendikten sonra, çorba içmeyenler için Sarıyer börekçisine uğradık. Çorba-börek faslını bitirip saat 08.00 Sıralarında Fethiye merkezde ki Amintas Kaya Mezarlarını gezmeye gittik.
Yaşar Bey ile Ümmüsel Hanım’ın resimlerini çekerken beni köpek ısırdı. Pantolonum ve içliğimin kalınlığı sayesinde dişleri etime geçmedi. Güvercin gagalasaydı Likyalıların ruhları bizleri buralarda istemiyor diye yorumlayacaktım. Çünkü Likya inancında, insan ölünce güvercine ya da kuşa dönüşüp kanatlanıp uçarmış. Ölüm yok olma değil, bir değişimmiş. Bu da yüzyıllardır süregelen yaşamın devamlılığını sağlarmış. Güvercinlerin-kuşların, yani ataları ruhlarının rahatça gelebilmesi için, kaya ve lahit mezarları günlük yaşadıkları ev tipinde inşa eder, çatılarına da güvercinlikler yaparlarmış.
20-25 Dakika burayı gezdikten sonra Kayaköy’e giderken Fethiye Kalesi’ne uğradık. Biraz fotoğraf çekimi yapıp Fethiye manzarası seyrettikten sonra eski bir Rum köyü olan Kayaköy’e geldik. Birazda burada kalıp resimler çektikten sonra Likya Yolu’nun Fethiye yönünden başlangıç noktası, Antalya yönünden bitiş noktası olan Ovacık’a geldik. 09.20 sıralarında da yürüyüşümüze başladık.
Ovacık-Kozağaç-Faralya ve Kabak rotası, çam, zeytin, püren, portakal, limon ağaçlarının arasında, hiçbir zorluğu olmayan popüler ve turistik bir parkur. Yükseldikçe, Belcekız’ın bembeyaz sahili, Ölüdeniz, Hisarönü, Kelebekler Vadisi ve Kabak Koyu’nun muhteşem manzaraları ayaklarınızın altında. Ölüdeniz manzarasını soldan sağa sırasıyla 2.290 M.’lik Sandras, 1.650 M.’lik Dumlu ve 2.186 M.’lik Çal Dağ’larının bembeyaz karlı zirveleri tamamlıyor.(Fethiye temsilcimiz Sn. Serdar UYANIK’a çok teşekkürler.)
Manzara seyretmekten ve fotoğraf çekmekten yürüyemiyoruz. Sanki Babadağ’ın karlarla kaplı bembeyaz tepesinden yamaç paraşütü ile atlamışsınız gibi. Babadağ’ın eteklerinden geçerek 11.50 Sıralarında Kozağaç Köyü’ne gelip öğle molası veriyoruz. Yarım gibi tekrar yürüyüşe başlıyoruz. Babadağ’ın karları güneşi görünce erimeye başlamış, dereleri ve çeşmeleri coşturmuş. Küçük şelalelerin yanından, derelerin üzerinden geçe geçe, Kelebekler Vadisi manzarası eşliğinde yürüyüşe devam ediyoruz.
Kelebekler Vadisi üstündeki Faralya Uzunyurt Köyü Hisar Mahallesi’nden Kabak parkuruna giriyoruz. Çiçek açmış badem ağaçları ile yüzlerce yıllık anıt ağaç niteliğinde ki zeytin ağaçlarının aralarında, Kabak Koyu’nun muhteşem manzarası eşliğinde yürüyüşe devam ediyoruz.
Saat 16.30 sıralarında Kabak Koyu’nda ki Gemile Pansiyon’a ulaşıyoruz. Bazı genç(!) arkadaşlarımız dayanamayıp denize giriyorlar. Akşam yemeğinden sonra biraz ateş başında biraz da kuzine sobası başında çay kahve içip yorgunluk attıktan sonra, bungolowlara dağılıyoruz. Bugün toplam 22 Km. civarında yürümüşüz.
29.01.2012 Pazar günü sabahı 06.30 sıralarında bungalow partnerim Zeki Bey ile kalkıyoruz. 07.15 ile 08.00 Arasında Kabak Koyu’nun muhteşem manzarası eşliğinde güzel bir kahvaltı yapıyoruz.
Kabak Koyu’nun sırtını dayadığı 1.120 M.’lik Karadağ’a baktıkça buraya nasıl geçeceğiz diye herkes birbirine bakıyor. Sonunda o an geliyor ve 08.10 Sıralarında yürüyüşe başlıyoruz. Yükseldikçe yükseliyoruz. Yükseldikçe Kabak Koyu küçülüyor. Küçüldükçe daha da güzelleşiyor.
Uzaklarda Yediburunlar’ın muhteşem koyları görünmeye başlıyor. Sonunda çok keyifli bir çıkışla hiç de zorlanmadan Karadağ’ı aşıyoruz. Bundan sonra çam, sandal, zeytin, ardıç ağaçları cangılının arasında, çok iyi tesviye edilmiş Likya patikalarında, bir tarafımız 500-600 M’lik dik uçurum, diğer tarafımız bir o kadar yüksek dağların arasında, müthiş güzel koy ve dağ manzaraları eşliğinde yürüyerek saat 11.45 gibi Alınca Köyü’ne ulaşıyoruz. Bayram Ali’nin evine vardığımızda Yediburunlar koylarının manzarasını anlatacak kelime bulamıyorum.
Önde yılan gibi kıvrılan bir yol, arkada dantel gibi girintili çıkıntılı yedi tane burun ve yedi tane koy. Hele önde ki Cennet ve Sancaklı Koyları’nın masmavi sularının arasından ok gibi çıkmış beyaz bir kalemle çizilmiş gibi İnce Burun. Daha ne olsun. Ben manzaraya ve ufuklara bakıp tarif edilmez hayallere dalmışken arkadaşlar gözlemeleri yemeğe başlamışlar bile.
Burada Bayram Ali Ailesi’nin gözlemelerinden özellikle bahsetmek istiyorum. Belki manzaranın güzelliğinden, belki Bayram Ali Ailesi’nin sıcaklığından bugüne kadar yediğim en güzel az yağlı otlu-çökelekli gözleme. Gözleme oldukça büyük olmasına rağmen iki tane yiyorum. Gözleme hamuru sanıyorum normal zamanlarda daha ince oluyordur. 35 Kişiye aynı anda yetişilmeye çalışılınca biraz kalın olmuş ama gözlemeler tek kelimeyle şahane.
Saat 12.20 Sularında tekrar yürüyüşe başlıyoruz. Gey(Yediburunlar) Köyü karşıda görünüyor. Sanki yakın gibi duruyor. Yürüyüşe devam ettikçe bu etabın şimdiye kadar yürüdüğümüz yerlere benzemediği hemen anlaşılıyor. Gerçek Likya yolu buradan başlıyor. Yer yer 80-90 Derecelik dik uçurumların kenarında, ayakkabı parçalayan keskin kayalar üzerinde, fakat muhteşem manzaralar eşliğinde, dikkatli bir şekilde ilerliyoruz.
Bazı kayaların ve anıt ağaç niteliğinde ki Ardıç ağaçlarının bir kenarı, Norveç’te ki Preikestolen kayası gibi. 90 Derecelik 500-600 M.’lik belki de daha fazla dimdik bir uçurum. Manzara ise olağanüstü. Bu kayalara çıkmak, Ardıç ağacına tutunarak aşağıya bakmak çok büyük heyecan. Ne yazık ki gözlerimizin gördükleri fotoğraf karelerine yansımıyor. Ardıç ağacının kökleri ise aynı çınar ağacı kökü gibi çok uzun ve kalın.
Bu coğrafyada, bu kadar taşlık kayalık bir yerde başka türlü hayata tutunabilmeleri imkansız. Ardıç ağaçları Ardıç Kuşu olmadan yetiştirilemeyen mucize bir tür. Bu taşlık kayalık coğrafyada en az bulunan toprağı erozyondan korumanın belki de tek çaresi.
Ama ne yazık ki insanımız bu ağacın kıymetini hiç bilmiyor. Gördüğüm birçok ardıcın köklerinde, dal ve gövdelerinde insanlar tarafından açılmış yaralar var. 5-6 Km.’lik yürüyüşün sonunda patika normale dönüyor. Bu arada yağmur da başlıyor ama uzun sürmüyor.
Son 3 Km. ise asfalt üzerinde yürünerek Gey(Yediburunlar) Köyü’ne ulaşıyoruz. Yağmur bu defa daha şiddetli başlıyor. Celal’in yerinde sıcak çaylarımızı içiyoruz ve Gey(Yediburunlar) Köyü’nden yağmurla ayrılıyoruz. Bugün 18 Km. civarında, iki günün toplamında ise 40 Km. civarında yürümüşüz.
Marmaris Muğla kavşağının 5.Km. Esentepe-Ula mevkiinde yol kenarında bulunan Yörük Ali Pide ve Izgara (0 252 2485753) Restoranı’nda akşam yemeğimizi yedikten sonra, sevgili Genel Başkanımız Hafize YİĞİT ve Deniz Hanım’ın bungolow maceraları ile kahkahalara boğularak İzmir’e dönüyoruz.
Likyalıları belki göremedik ama patikalarında, yollarında ayaklarımız, kayalar ve taşlar üzerinde ki parmak izlerimiz birbirine değdi. Sevgili Zeki VAROL’a bir kez daha çok teşekkür ediyorum.
Son söz olarak, Kaş ile Demre arasında ki “Apollonai-Üçağız-Kekova-Simena-Mira” etabı ile “Ovacık-Kabak-Alınca-Gey” etabını her zaman yürüyebilirim. Hele bu etap Gey’den başlayıp Ovacık’ta bitecek şekilde olur ise, tam bir kaymaklı ekmek kadayıfı olur.
Sağlıkla kalın.
Ayhan YÖRÜK

Bu etkinliğin fotoğraflarını görmek için lütfen burayı tıklayınız.
Not: Toplam 750 Civarında çektiğim resimleri 420'ye kadar düşürebildim. Arkadaşlardan da 100 civarında resim kullandım. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

2 yorum:

  1. Şinasi Yüksel7 Şubat 2012 08:55

    Eline diline sağlık, gene pek güzel yazmışsın etkinliği; fotoğraflarla birlikte biz de katılmışız gibi hissettik. Baharda beraber gidelim, Yusuf rehberlik yapsın.. İple çekiyoruz Ayşen'le..

    YanıtlaSil
  2. Ömer GARİPOĞLU

    Ayhan bey harika sizi tebrik ederim.

    12.02.2012 22.53

    YanıtlaSil