1 Aralık 2009 Salı

LİKYA YOLU (LYCIAN WAY) - 4. Etabı - KAŞ ile DEMRE Arası

Klübümüz Zirve Dağcılığın, sevgili Zeki VAROL rehberliğinde düzenlediği, Işık ülkesi Likya’nın (Lycian Way) 4. Etabı olan Kaş ile Demre arasını, 27 Arkadaş ile, 29-30-31 Ekim 2010 Tarihleri arasında yürüdük.
Şinasi YÜKSEL ile aramıza, Fethiye’den Bay kahkahamız Yusuf Bey de katılınca benim ekibim tamam oldu.
M.Ö. 2500-3000 Yıllarından bugüne kadar nice ticaret kervanları, ordular ve medeniyetler tarafından kullanılan, antik dönem kent devletleri arasındaki bağlantıyı sağlayan patika yollarda, birbirinden güzel ıssız ve bakir koyların kıyısında yürümek, benim için tam bir rüyaydı.
Tüm Likya bölgesi gibi, Kaş Demre arası da çok kayalık. Yalnız burada ki kayalar jilet gibi keskin. Her türlü ayakkabıyı itina ile deliyor, parçalıyor. Herhangi bir düşme, tökezlenme anında ciddi yaralanmalar olabilir. Yağmurlu havalarda kayarak düşme riski daha da fazla. Kırmızı, yapışkan bir toprak yapısı var. Her yer Keçi Boynuzu ağacı. Çok zorlu olmayan parkur, genelde deniz kıyısında, bazen de 100-150 M. yükseklikte devam ediyor. Limanağzı bölgesinde çok uzun olmayan iki yan duvar geçişi var. Her şeye rağmen görsel olarak çok güzel olan bölgede, dantel gibi işlenmiş bakir, ıssız, tertemiz koyların kıyılarında, 2500-3000 Yıllık antik Likya kentlerinin içinde yürümek, gerçekten çok güzel. Fotoğraf çekmekten insanın kolu yoruluyor.
Yaklaşık 7-8 saatlik midibüs yolculuğu sonunda Kaş’a ulaştık. Saat 07.00 sıralarında Çukurbağ Yarımadasında, Lütfiye Abla’nın nefis gözlemeleri ile kahvaltı yaparken güneşin bulutları kızıla boyaması çok güzeldi.
Etkinliğimizin birinci gününde(29.10.2010), toplam dokuz saat süren 17 Km.’lik Kaş-Limanağzı-Apollonai etabına, saat 09.00 sıralarında Kaş’tan başladık. Yaklaşık bir saat sonra Limanağzı bölgesine geldik. Buradan da yaklaşık bir saat süren yürüyüş sonunda Çoban Koyu’na ulaştık. Çoban Koyu Plajı’nda ki çöp yığınlarını, bu cennet köşe hiç hak etmiyor. Çok yazık.
Buradan da yine bir saatlik bir yürüyüş ile, Ufak Dere Koyu’na vardık. Saat 17.00 Sıralarında da Apollonai Antik kentine ulaştık. Yaklaşık bir saat kadar Antik kentin surlarını, anfitheather’ını, muhteşem su sarnıcını, lahit mezarlarını gezdikten sonra, saat 18.00 sıralarında Üçağız Köyü’ne(Kekova) gelerek birinci günü sağ salim bitirebildik. 7-8 Saatlik bir midibüs yolculuğundan sonra böyle bir etkinlik, gerçekten yine çok zor oldu. Günün sonuna doğru hepimiz çok yorulmuştuk.
Etkinliğimizin ikinci gününde(30.10.2010), 17 Km.’lik, Apollonai-Aperlai-Üçağız-Simena bölgesinde toplam beş saat yürüdükten sonra, Kekova’ya tekne turu yaptık.
Likya yarımadasında her yerde görülen ve Kılıçlı Köyünde de bolca bulunan tahıl ambarları, lahit mezar tipinde ahşaptan yapılmış.

23 Kent devletten oluşan Likya birliğinde Apollonai-Aperlai-Üçağız ve Simena kent devletleri, en iyi birliği oluşturmuşlar ve ortak para bastırmışlar.
Dış Sıçak ve İç Sıçak koyları tam bir inziva yeri niteliğinde, çok güzel bakir yerlerden. Deniz kabuğundan elde edilen mor renkli kumaşlar sadece Roma Kraliyet giysilerinde kullanılabilirmiş. Bundan esinlenerek, birçok yerde purple house isminin verildiği evler, kafeler, kampingler vb. var.
Öğleden sonra, Asiye-Mehmet BOZ(0 532 4211786) ailesinin işlettiği Gülhan teknesiyle yat turuna çıktık. Tekneye adını verdikleri Gülhan ismindeki küçük kızları çok şekerdi. Tersane bölgesinde denize girdik. M.Ö. 141 Yıllarında meydana gelen büyük bir deprem ile önce çöken, sonra ki yıllarda meydana gelen depremler ile de su altında kalan Kekova Antik Kentini, teknenin altındaki cam bölmeden seyrettik. Daha sonra Simena’ya giderek Kale’ye çıktık. Akşam yemeğini teknede yedik. Asiye-Mehmet BOZ çiftinin pişirdiği balık ızgara çok güzeldi.
Akşam ise Üçağız Köy meydanında ki köy düğününde, gençlerimiz ve kendini genç hissedenlerimiz tüm hünerlerini gösterdiler. Sanki bütün gün onlar yürümemiş, denize girmemiş ve kaleleri fethetmemişler gibi. Biz ıhtıyarlar, muhteşem mumlu balon gösterisinden sonra yattık.
Saat 08.00 sıralarında başladığımız etkinliğimizin üçüncü gününde(31.10.2010), 22 Km.’lik Simena-Andriake-Myra-Sura etabında yaklaşık 6 saat yürüdük. Saat 09.00 sıralarında Sandıklı ve Kapaklı Koylarına, saat 11.30 sıralarında da Çakıl Plajı’na vardık. Burada yarım saatlik dinlenme sırasında, Şinasi Hoca ayaklarını sokmak için gittiği deniz kıyısında, suyun ve koy’un güzelliği karşısında kendini denizin koynuna bırakıverdi. Yaklaşık 100-150 M. Yüzdükten sonra kendine geldiğini ve geri döndüğünü ifade etti. Bıraksak etabı yüzerek tamamlayacak.
Saat 13.00 sıralarında, Likya Uygarlığı’nın deniz ulaşımı ve ticaretinin yürütüldüğü ana limanı olan, Andriake-(Çayağzı) Limanı’na ulaştık. Başta ben olmak üzere bir kısmımız, Myros Nehri’nin(Bugünkü Demre Çayı) deniz ile buluştuğu yerden, Andriake Limanı’na kadar, botlarımızı çıkararak Patara kumullarına benzer plajda suyun içinde yürüdük. Bu, 3 günde toplam yaklaşık 55-60 Km. yürüyen ayaklarımıza çok iyi geldi.
Etkinliğimizin yürüyüş bölümünü burada bitirerek aracımız ile saat 14.25 sıralarında Mira(Myra) Ören yerine geldik. Myra antik kenti Likya dönemi kaya mezarları, Roma dönemi tiyatrosu ve Bizans dönemi Aziz Nikolaos(Noel Baba) Kilisesi ile ünlüymüş. M.Ö.141 yılında ki depremde yerle bir olan tiyatro, Rhodiapolis’li(Bugünkü Kumluca) Opromaos’un yardımı ile kısa sürede onarılarak, Gladyatör dövüşlerine uygun hale getirilmiş. Tiyatroda ki heykellerde, sanatçı yüzlerinde bulunan, korkan, hayret eden, kızan vb. masklar çok etkileyi. Antik kentin üst tarafındaki tepede, çevresi surlar ile çevrili akropol bulunmakta.
Bir saat kadar burayı gezdikten sonra saat 15.30 civarında Noel Baba Müzesi’ne (Kilisesi) geçtik. Kilisede halen restorasyon faaliyetleri devam etmekte. Myra’nın(Demre), Likya eyaletinin başkenti, Myra Başpiskoposu’nunda Anadolu’nun ikinci büyük din otoritesi olması, Aziz Nikolaos’un ölümünden sonra halkın, Aziz adına önce bir anıt, sonra da büyük bir bazilika inşa ettirmesine sebep olmuş. Bu devirde (İ.S.5.yy.) Aziz adına İstanbul’da da büyük bir kilise inşa edilmiş. Duvar freskleri ve taban mozaiklerinin çoğu 1042 Yılında, İmparator IX. Konstantin ile karısı Zoe tarafından yaptırılmış. Çan kulesi ise Rus Çarı I.Nikolay tarafından yaptırılmış.
Aziz Nikolaos’un saygın dini kişiliği, öldükten sonra onun aziz mertebesine ulaşmasını sağlamış. Başta eski Rusya Çarlığı olmak üzere, Avrupa’nın birçok ülkesinin en popüler azizi olmuş. Almanya, İtalya, Sicilya’da özel saygı duyulan Aziz Nikolaos, Hollanda ve İngiliz dillerinde Santa Klaus olarak tanınmış. Bunun sayesinde Amerika’da da sevilerek New York’u koruyan azizlerden biri sayılmış.
Onun zor durumda olan çocukları koruyucu kişiliği, Noel geceleri hediyeler getirdiğine inanılan sempatik bir ihtiyara dönüştürmüştür. Avrupa’nın kuzey ülkelerinde çocukların koruyucusu ve sevindiricisi Noel Baba geleneği, Aziz Nikolaos inancıyla bütünleştirilerek, yarı dini ve çok popüler efsanevi bir tipin yaratılmasına sebep olmuş.
Bu tipin kökünün kuzey ülkelerinin çok eski inançlarından alındığı, Noel Baba’nın geyikler tarafından çekilen bir kızakla dolaşmasından anlaşılmaktadır. Halbuki gerçek Myra’lı Aziz Nikolaos’ın yaşadığı yerler, hiç kar görmeyen, ülkemizde ki Fethiye ile Antalya arasında bulunan Teke yarımadasında, ışığın, aydınlığın, güneşin ve sıcağın ülkesi Likya uygarlığıdır. Maalesef tüm dünyada çocuklar, Noel Baba’nın karlı bir ülkede yaşadığını sanarak büyümektedirler.
Saat 16.15 sıralarında Soura antik yerleşiminde, en yüksek Likya Lahitini (Yaklaşık 5 M.) gördük. Soura kentinin aşağısında Apollon tapınağı varmış. Tapınağın kenarında akan pınara da Apollon Pınarı denilmekteymiş. Bu tapınaktaki biliciler suya et bırakmakta, balıkların bunları nasıl yediklerine bakarak gelecekle ilgili kehanetlerde bulunurlarmış.
Soura Antik Kenti 3 Günlük etkinliğimizin son durağıydı. Buradan yorgun ama çok mutlu bir şekilde Midübüs’ümüze binerek  7-8 Saat sürecek İzmir yolculuğumuz başladık.
Bu vesile ile sevgili rehberimiz Zeki VAROL’a, bir kez daha mükemmel rehberliği, bilgisi, herkese yardım çabaları, sakin mütevazi kişiliği, ve bizlere gösterdiği sabır için çok ama çok çok teşekkür ediyorum. Herkesin yardımına koşan Sevgili Necdet ve Selahattin(Selo) kardeşlerim ile, kimseyi kırmadan herkesin fotoğrafını çeken neşe kaynağımız Ülkü Bey’e çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkla Kalın.
Ayhan YÖRÜK

Bu etkinliğin bütün resimlerini görmek için lüften burayı tıklayınız.


Gördüğümüz Likya kentlerinin isimleri ve karşılıkları aşağıdadır.

- Antiphellos (Kaş)  Phellos(taşlık yer) karşısı demek.
- Apollonia,  Apollonia, Aperlai, İsinda, Simena kentleri birleşerek Tetrapolis diye anılan bir birlik kurmuşlardır.
- Uzun dikli taşlı mezarlar ise anıtsal mezarlar.
-.Teimioussa (Üçağız) Denizin üç çıkışı olduğundan üçağız denmektedir.
-. Aperlai    Luvi dilinde akar boğaz demektir. Buradan toplanan murex turunculus deniz kabuklularından elde edilen mor renk roma erguvanı olarak adlandırılmakta ve sadece Roma kraliyet giysilerinde kullanılmaktaydı.
- Kekova (Dolıchıste)(Tersane) adası Genel olarak bölgeye Kekova deniyor ama aslında batık kentin olduğu adanın adı Kekova (Dolıchıste) adası.
- Sımena (Kaleköyü) Sımena nın anlamı Luvi dilinde Ana tanrıça ülkesi dir.
- Andriake     Myra nın Limanı.
- Myra  Luvi dilinde Myra yüce ana anlamına gelmekteydi. Aynı zamanda myra bir diğer anlamıda mersin bitkisiydi.


Not: Bu yazının hazırlanmasında Antalya Müzesi Myra Örenyeri ve Noel Baba Müzesi büroşürleri ile Sn.Zeki VAROL’un bilgilerinden yararlanılmıştır.

3 yorum:

  1. Sayın Yörük,

    Yıllar önce Sura antik kenti ile ilgili Popüler Tarih için bir araştırmam olmuştu. Şimdi aynı çalışmayı Vira Dergisi’nde tekrar yayınlayacağım.

    Popüler Tarih’teki arkadaşların duyarsızlığı sağolsun, elimde bir tek kare fotoğraf yok, tüm dialarım onlarda kaldı ve kaybolduL

    İzin verirseniz sitenizde gördüğüm fotoğrafınızı adınızı belirtmek ve derginin bir kopyasını adresinize göndermek üzere kullanmak isterim. Hatta birkaç kare daha fotoğraf varsa elinizde hayır demem.

    Saygılarımla,
    Hakan Tiryaki
    09.01.2011 03.57

    YanıtlaSil
  2. Ercan KOÇ 28 Ocak 2015 23:42
    Merhaba Ayhan bey , gezi anlatiminizi okudum. tesekkürler, benim Kas- Demre arasi yürüsü ile ilgili sormak istedigim sey , yol boyunca yiyecek ve su bulma olanaklari nasil? Haritasiz yola cikmak zor olur mu ? Yada bu yol haritasini nasil temin edebilirim ?
    Ben daha önce Karaöz-Tekirova etabini yapmistim. Mevsim olarak Haziran basi uygun mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ercan Bey,
      Öncelikle yürümeyi düşündüğünüz Kaş-Demre arası, bence Likya Yolu'nun en güzel etabı. Ben 2010 yılı ekiminde bu etabı yürüdükten sonra Kaş-Üçağız Bölümünü 2013 Ocağında tekrar yürümüştüm.
      Bu etabı yürümek için haziran ayına kalınmamalı. Nisan ayı bence en uygun zaman. Hem günler uzun, hem hava şartları ılıman, hem bahar, hem de kaynak suyu bakımından en uygun dönem. Mayısın 10-15'i geçilmemeli. Ya da Ekim ayına bırakılmalı. Çünkü mayıstan sonra havalar cehennem gibi çok sıcak oluyor. Hatırladığım kadarıyla çeşme anlamında su yok. Ancak yerleşim yerlerinden alınabilir. En az bir günlük yiyecekte ve su yanınızda olmalı. Yeni ayakkabı tercih edilmemeli. Çünkü patikalarda ki taşlar çok keskin. Yenisi de eskisi de deliniyor. Biz yürüdüğümüz zaman kırmızı beyaz işaretlemelere gayet iyi durumdaydı. Şimdi nasıldır bilemiyorum. Mesafe levhaları bolca var. Biz rehber eşliğinde yürüdüğümüz için haritaya ihtiyaç duymadık. Harita ve rota koordinat bilgilerine sanıyorum internetten ulaşılabilinir. Çünkü bu rotaları yürüyen çok fazla insan var. Şu an yürüdüğümüz Karya Yolu'nda neredeyse kaynak yok. Benim amatörce yazılarım kaynak durumunda çıkıyor internetten. Son olarak tek başınıza yürümemenizi en az 3 kişilik bir ekiple yürümenizi tavsiye ediyorum.
      Kazasız belasız keyifli güzel faaliyetler diliyorum.
      Sağlıkla kalın.
      Ayhan YÖRÜK

      Sil